$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,95 / Satış: 8,98

ALLAH BU MİLLETİ DEVLETSİZ ETMESİN

ALLAH BU MİLLETİ DEVLETSİZ ETMESİN
  • 25.12.2020

ATALARIMIZIN yaşadıklarını, Erzurum folkloru olarak düşünemeyiz. Eğitim ve teknolojik değişimler, sosyal hayatımıza yenilikler getirmektedir. Elli yıl sonrasında bugünkü yaşayışımız folklorik duruma düşecektir. Fakat millet hayatında oluşturacağı kültür katmanı tarihimizin daha iyi bilinmesi ve yaşanmasını sağlayacaktır.

ŞEHİR KÜLTÜRÜ NASIL OLUŞUR

Şehirler yaşayan varlıklar gibidir. Tarihi, coğrafyası, iklimi gibi kendini oluşturan yapılarla bir kimlik kazanırlar. Yer üstünde kalıntıları kalmasa bile yer altındaki varlıklarıyla yaşamları devam eder. Şehrin yaşam süreci içinde, yaşayanların birikimleriyle devam ceng toprağında dünyaya gelenler, ana sütünden beslenip; gelişen bir yavru gibi, havasından suyundan fiziki güç oluşturduğu yaşanan tarihinden, coğrafyasından; oluşturulan sanatından, edebiyatından; edinilen yaşam yönetmeni yönlendirme kabiliyetlerinden kendine bir şehir kültürü ve bu birikim şehrin kimliği olur. Anadolu’nun Erzurum da coğrafyası, tarihî ve kültürel kimliğiyle düşmüş şehirlerdendir.

Anadolu milliyetçiliğine göre Anadolu toprağında Oğuz Türklerinin ruhunu yoğuran din, millet olmamızın en önemli kaynağıdır. Milletimizin başlangıç tarihi olan 1071, Topçu’ya göre milliyetçiliğimizin de başlangıç tarihidir. Bunun bilimsel adı “Anadolu Türkleri Tarihi’dir. Anadolu milliyetçiliğinin dayandığı esaslar da şunlardır;

1-Millet dini, onun ahlakını, örflerini ve kalplerini yoğurmuş, Türk-İslam medeniyetine yön ve kaynak olmuş İslam dinidir.

2-Büyük vatan Anadolu toprağıdır.

3-Soyumuz, Oğuz çocuklarının, Anadolu’nun dokuz yüzyıllık tarihi içinde bu topraklarda kaynaşmalarla eriyip aslını kaybetmeyen Türk soyudur.

4-Dilimiz, bu ülkede yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihi olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas ve zengin Türk dilidir. Ferdî isteklerin icadı olan mücerret ve hayatsız dil, millet dili olamaz.

ERZURUMLU RUHU – İBRAHİM HAKKIZADE HACI FEHİM EFENDİ (*)

1916-1918 işgal yıllarında, geçici olarak Erzurum Müftüsü görevini de yapmıştır. Fehim Efendi, Milli Mücadele’nin ilk nüveleri olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi’nin de ilk başkanıdır. Daha sonra Hoca Raif Efendi Başkan olacaktır.

Fehim Efendi, Ermeni katliamlarını soruşturmak üzere şehrimize gelen İçişleri Bakanlığı Müfettişi Abdullah Bey’e, Erzurum’daki Ermeni vahşetiyle ilgili şahidi olduğu bazı hususları rapor etmiştir. Fehim Efendi, devletsiz, hükümetsiz, askersiz kalmış bir şehirde, Ermeni çetelerinin merhametine havale edilmiş Erzurum’da yaşadıkları facialardan yola çıkıp bir devlet millet muhasebesi yapmıştır. Bu muhasebe ‘Erzurumlu ruhunun’ aslı esasıdır. Gâvurboğanları, Azîziyeleri, Nene Hatunları, Erzurum Kongresi’ni ve Erzurumlunun millet ve vatan davasını anlamak isteyen kimsenin önce bu ruhu anlaması gerekmektedir.

Pasinler’de Şeriye Mahkemesi ve Erzurum Meclisi Umumîsi üyeliklerinde de bulunan Fehim Hoca, Ermeni vahşetinden sonrasını yazdığı raporda mealen şöyle anlatır:

“Abanın kadri yağmurda bilinirmiş! Biz de iyice bildik, devlet nedir, millet nedir, ordu nedir. Hele bir düşünsek; insanın kendi devletinin, kendi milletinin, kendi ordusunun olması ne büyük nimettir; ne büyük saadettir. Bunlar Varsa millet vardır. Bilseniz, böyle zamanlarda insan kendi ırkından doğan bir hükümeti ne kadar arıyor ve hayatî önemini nasıl takdir ediyor… Ne gafletler ederiz hâlbuki? Devlet, milletini korumak için icabında bir iki hayvanını fiyat takdir edip alıp götürür veya vergi ya da yardım tahsilatı esnasında bir parça tazyik yapar, hâlbuki bu hâl onların can, namus ve mal emniyetleri içindir. Fakat bunun şuurunda olmayanlar hiddet ve kin gösterirler.

“Efendiler! Varsın han evlerimiz harap olsun, yenileri yapılır; servetlerimiz talan olsun, yenileri kazanılır. Hiçbir şeyimiz olmasın, tek kendi milletimizden doğan bir hükümetimiz ve sınırlarımızı bekleyen kendi, evlatlarımızdan askerlerimiz olsun, yeter!”

(*) M.Talat UZUNYAYLALI –Gazeteci/Yazar- Efsane Kadın Nene Hatun

Mehmet Emin YURDAKUL (*)

“Erzurum, Nef’i’nin doğduğu toprak, şairler diyârı olduğu kadar kahraman ırkın sınır çocuklarının memleketi olduğu için, buraya, bir sıla hastalığına tutulmuş gibi, derin bir hasret duyardım.” diyor.

Dere boyunda sıralanmış, asılı kahvelerde uzun sazlarıyla koşmalar, divanlar, türküler, destanlar çalan kır sakallı ve nur yüzlü âşıklarla, kazan üzengili atlar üzerinde Erzurum ovasını toz ve dumana katan, oynadıkları cirit oyunlarında ıslık çalan ciritçileri, er çehreli, şahin bakışlı dadaşları, canlandırmış, âşıkların okuduğu cenk, zafer türkü ve destanlarından örnekler de kaydetmiştir.

Erzurum dadaşlarının atlara yapışmış gibi binerek, bunların fırtına rüzgârlarıyla kanatlanmışçasına Erzurum ovasında sürmeleri, iniş ve yokuşlarda şaha kaldırıp oynatmaları, kıvılcım ve şimşek saçan nalların altından kopan kara bulutlar içinde efsanevi çehrelerle görünmeleri, bu yiğitlerin de vaktiyle er meydanlarında at oynatan ve saçları dalgalı, ağızları köpüklü atlarını Viyana ve Mohaç kapılarında kişneten, Tuna ve Vestul ırmaklarından su içiren o ünlü atalarımızın torunları olduklarını hatırlatıyordu.”

(*)1911 Erzurum Valisi (Millî Şairimiz)

Hikmet KOÇAK Prof. Dr. – Atatürk Üniversitesi Rektörü (*)

“Toprağında dünyaya gelenler, ana sütünden beslenip gelişen bir yavru gibi, havasından suyundan fiziki güç oluşturduğu gibi, yaşanan tarihinden, coğrafyasından, oluşturulan sanatından, edebiyatından; edinilen yaşam tecrübelerinden; yönetme, yönlendirme kabiliyetlerinden kendine bir şehir kültürü oluşturur ve bu birikim şehrin kimliği olur. Anadolu’nun damgası olan Erzurum’da coğrafyası, tarihi ve kültürel kimliğiyle tarihe iz düşmüş şehirlerdendir.”

(*) Nene Hatun  M.Talat UZUNYAYLALI Sunuş yazısı Atatürk Üni. Yayınları No:1098  2015

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ