$ DOLAR → Alış: 5,64 / Satış: 5,66
€ EURO → Alış: 6,38 / Satış: 6,41

ERZURUM’U KURTARAN KAHRAMANLAR

Muzaffer TAŞYÜREK
Muzaffer TAŞYÜREK
  • 11.03.2019

TARİHTE üç büyük Rus işgaline uğrayan Erzurum’um en acı işgal yılları 16 Şubat’ta 1916’da gerçekleşen işgaldir.  Bu işgal sırasında Rus askerleri ve onlara öncülük eden Ermeni çeteleri girdikleri bütün yerleşim yerlerinde Müslüman halka vahşice saldırmışlar, kız vekadınlara tecavüz etmişler, mallarını yağma etmişler ve soykırıma varan katliamlar yapmışlardır.   İşgal tamamlandıktan sonra Ruslar Erzurum halkına nispeten iyi davranarak Ermenilerin tecavüzlerini önlemeye çalışmışlardır. Ancak 1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilâlinin patlaması ile Rus askerleri kıtalarını terk ederek evlerine dönmüşlerdi.

Bu boşluktan yararlanarak Rusların silah ve mühimmatlarını devralan Ermeni çeteleri, Ermenistan kurma hayallerine kapılarak Doğu Anadolu’da yönetimi ellerine geçirdiler. Ermeni çeteleri düzenli bir ordu gibi cepheleri tutmak yerine şehir ve köylerde Türklere soykırım uygulayarak nüfus üstünlüğü kurmaya çalıştılar. Ermeniler, Türklere görülmemiş mezalim uyguladılar. Erkeklere akla gelmedik işkenceleri yapmışlar, kadın ve kızların ırzına geçmişler ve yediden yetmişe ellerine geçirdikleri bütün Türkleri katletmişlerdir.

Bu katliamlarda Ermeniler sadece Erzurum şehrinde 13.000 Müslümanı, vilâyet genelinde ise 20-25 bine varan sayıda Müslümanı katletmişlerdir.

Bu mezalimin duyulduğu İspir, Narman, Tortum, Oltu, Olur ve merkeze bağlı Dereboğazı köyü halkı teşkilatlanarak direnişe geçmişlerdir. Direniş teşkilatlarının kurulduğu bu yerlere Ermeni çeteleri sokulmamıştır.

Şehir içinde Kırbaşzade Fevzi Bey gibi milis komutanları mahalle direnişleri yapmışlar. Ermeniler şehir içinde Direnişte bulunan Güney mahallelerine girememiş, katliamlarını Kuzeydeki mahallelerde yapmışlar, Ezirmikli Osman Ağa Konağı, Mürsel Paşa Konağı gibi mekânlarda Erzurum ahalisinden pek çok insanı yakarak şehit etmişlerdir.

Bölge halkı kısmen kendini savunmaya çalışırken Osmanlı Hükümeti, bölge halkını mezalimden kurtarmak üzere Vehip Paşa kumandasında 3. Orduyu harekete geçirmiştir. Erzincan-Erzurum yönünde Albay Kâzım Karabekir komutasında 1. Kafkas Kolordusu Ermeni çetelerini temizlemek üzere görevlendirilmiş, 12 Şubat’ta harekâta başlayan birlikler 13 Şubat’ta Erzincan’ı Ermeni çetelerinden temizleyerek ileri yürüyüşüne devam etmiş ve şiddetli soğuğa rağmen 3 Mart’ta Erzurum’a 10-15 kilometre mesafeye kadar varmıştır. Erzurum’a karşı hücum için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra 11 Mart’ta hücuma geçilmiş ve 12 Mart’ta şafakla birlikte Erzurum Ermeni çetelerinden temizlenmiştir.

Bu harekât esnasında Kiremitlik tabyanın Kuzey ve güneyinden iki kol halinde hareket eden birliklerin başında  (Deli)Halide Bey ve (Dadaş) Rüşdi Bey gibi iki önemli kumandan bulunuyordu. Askeri birliklerin başında şehirlerini kurtarmak için canla başla mücadele eden Mühürdaroğlu Vasıf Bey, Binbaşı Fazıl Bey, Somunoğlu Ahmet Bey gibi (dadaş) kumandanlarda bulunuyordu.

Erzurum’un kurtarılışı sırasında Harput kapıdan Erzurum’a giren birliklerin başında Halid Bey, İstanbul Kapı istikametinden şehre giren birliklerin başında Rüşdi Bey birliklere emir ve kumanda ediyorlardı. Halid Bey’in birliklerine Yavi’den milisleriyle harekâta katılan Muhammed Lütfi Efendi(Efe Hazretleri) de bulunmaktaydı. Halid Bey’in birlikleri içinde çok sayıda Dersim Milisleri de askeri birliklere destek vermiştir.

Efe Hazretleri 1 Birinci Cihan Harbi yıllarında Yavi’de görevli iken Rusların işgali  ve zulmüne karşı sessiz kalmamış  Ermeni çetelerinin bu bölgede Müslüman halkı katliamlara başladığı günlerde kendi köyünden ve çevre köylerden topladığı 60’a yakın gönüllü ile kendi müfrezesini oluşturarak bir mücahit asker gibi düşmanın korkulu rüyası haline gelen bir yiğit insan olmuştur.  Müfrezesiyle Rusların o civardaki silah depolarının bulunduğu köylere inanılmaz baskınlar düzenleyerek olağanüstü başarılar elde etmiştir. Son olarak Oyuklu Köyü yakınlarında Ruslara ait büyük bir mühimmat deposunu teslim alarak, Rusların yanı sıra Ermeni çetelerini de bozguna uğratıp püskürtmüştür. Ardından iki arkadaşıyla birlikte Haydar Boğazı’ndaki Zergideler Köyü’nde Türk ordusuna katılarak şanla ve zaferle Erzurum’a girmiştir. Bu kurtuluş günü ayni zamanda onun en hüzünlü bir günüde olmuştur. Muhterem babası Hâce Hüseyin Efendi Ermeni çeteciler tarafından ne yazık ki bu günde şehit edilmiştir.

Üsteğmen Rıfat Erdal o günü şöyle anlatmaktadır. 11 Mart 1918 akşamı alaydan aldığımız emir üzerine, gece yarısı Erzurum’un İstanbul kapısı istikametinde ilerlemeye başladık. 12 Mart 1918 şafak atarken, bizim tabur ve civarımızdaki taburlar İstanbul kapısından Erzurum’a girdik. Erzurum’un içinde sokak muharebesi başladı. Ermeniler sokakların köşe başlarını ve yüksek evlerin pencerelerini tutmuş ateş ediyorlardı. Birkaç top da Erzurum – Erzincan şosesini takiben Erzurum’a yürüyen birlikler üzerine ateş ediyordu. Ama Ermeniler topçulukta acemi olduklarından şarapneller ve taneler yürüyen birliklerin 500 metre sağ ve sollarına düşüyor, zarar vermiyordu. Biz askere süngü taktırmış bir taraftan görebildiğimiz Ermeniler’e ateş etmekle beraber, bir taraftan da süngü hücumu ile sokak başlarını tutuyor, sokak aralarında kaçışan Ermeniler’e yetişip süngülüyorduk. Allah Allah seslerini duyan halk da yavaş yavaş evlerinden çıkmaya ve Türk askerlerini görünce, eline geçirdiği balta, kazma, kürek ne buldu ise askerin önüne düşerek Halid Ağa Oteli civarında bulunan ve Ruslar’ın malzeme ambarı yapmış olduğu Ulu Cami’ye doğru koşmaya başlamıştı. Caminin kapıları kırıp içeri giren halk oradan elde ettikleri Rus silah ve cephanelerini alıp, askerle birlikte düşman avına çıktılar. Öğleye doğru şehrin içinde silah sesleri azalmış ve Ermeniler’den sağ kalanlar Kars kapısından çıkıp Deveboynu’na doğru kaçmaya başlamışlardı. Ulu Cami ambarının muhafazasını benim bölüğe vermişlerdi. Ambarda yığın yığın elbise, çamaşır, postal ve keçe çizmeler vardı. Bölük efradı üzerlerindeki yırtık elbise ve çamaşırları çıkarıp yeni elbise ve çamaşırlar giymiş, ayaklarına postal ve keçe çizmeler geçirmişlerdi. Bizim bölük adeta bir Rus birliğine benzemişti. Rus elbiselerinin yakalarında topçu, piyade, süvari alametleri vardı. Bu alametleri söktürüp, askerin kıyafetine bir çeki düzen verdik.

Kurtuluşun ardından Ermeniler tarafından katledilen binlerce şehidimiz günlerce süren çalışmalar sonucunda toprağa verişmişlerdir.

Bugün 101’ncı yıldönümünü kutladığımız Erzurum’un kurtuluş günlerinde ve işgal esnasında yaşananları gençlerimize anlatmak, onlara tarih şuuru vermek milli bir görevdir. Ülkemizin bekası için de önemli olan bu tarihi vazifeyi gençliğimize milli bir miras olarak devretmektir.

Kurtuluş şenliklerinde sadece sazlı sözlü, davullu zurnalı eğlence(Kutlama!) programları yapmak hemşerilerimize ve gençliğimize ülkemizin bekası ile ilgili hiçbir duygu kazandırmayacaktır. Kutlama programlarına mutlaka şehrin başından geçenler anlatıldıktan sonra, konuyla ilgili fotoğraf sergileri açarak halen dünyada “Ermeni Tehciri” propagandalarına karşı Müslüman Türk ahalinin “muhacirlik” günlerinde yaşadığı kayıplar, yaşadığı acılar, çektiği işkenceler, uğradığı katliamlar anlatıldıktan sonra “işte bu acılardan kurtulduğumuz için bayram ve şenlik yapıyoruz”  söylemi ile kutlamalar anlam kazanır. Kurtuluşta emeği geçen kumandan ve askerlerimizin hayatları hakkında  bilgilendirme yapılmadan  yapılacak her program ahde vefasızlık olur.

Bu ülkenin kolay kazanılmadığı, son Türk devleti Türkiye Cumhuriyetinin hangi emeklerle kazanıldığı ve kurulduğu, şehit ve gazilerimizin muazzez ruhlarını şad etmek onların yaşadıklarını genç kuşaklara anlatmakla ve öğretmekle mümkündür.

Kazım Karabekir, Deli Halid Paşa, Dadaş Rüşdi Paşa, Somunoğlu Ahmet bey, Binbaşı Fazlı Bey, Kırbaşzade Fevzi Bey, Muhammed Lütfi Efendi gibi kahramanlarımızı, Türk ordusunun kahraman subay ve erlerini, şehit ve gazilerimizi şükranla, minnetle rahmetle anıyor, aziz ruhları önünde tazimle eğiliyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ