$ DOLAR → Alış: 7,66 / Satış: 7,69
€ EURO → Alış: 8,92 / Satış: 8,96

KAR ÖYKÜLERİ: ÇATAPAT

KAR ÖYKÜLERİ: ÇATAPAT
  • 06.08.2020

ÜÇ gün öncesinden başlayan tipi günün ilk ışıklarıyla birlikte dinmişti. Erzurum- Bingöl karayolunun kenarındaki köyün toprak damlı bacalarından tezek dumanı rüzgarla göğe savruluyordu.  Köy minibüsü ikindi  ezanı okunurken yolcularını indiriyordu. Yukarı köyün yolcularını atlı kızakla taşımaya 38 yaşındaki Kinyas gelmişti. Atının adı yoktu. Tıpkı kızları ve kadınları gibi…

Köy yolu kardan kapanmıştı.  Atlı kızak beyaz, derin sessizliğin içerisinde, kristal kar tanelerinin üzerinde iz bırakarak usulca yol alıyordu. Koyun yününden doldurulmuş yorganın üzerindeki mavi battaniyenin altından ince bir soluktan çıkan buğu soğuk mavi gökyüzüne karışıyordu. Güneş ışınları aydınlatıyor ama ısıtmıyordu ne yüreğini, ne halsiz, yorgun esmer cılız bedenini. Yeşil gözlü Leyla hayatının baharında, zemheriyi yaşıyordu. Çocuk olmak, hele hasta ve kız olmak zordu Doğu’da. Kırsalda bir köyde, 10 nüfuslu bir ailenin dördüncü kızıydı. Yarına dair umudu, hayali vardı. Şimdi ise atlı kızağın üzerinde derin bir sessizliğin içinde, çığ tehlikesi olan bir vadiden geçiyorlardı. Yaşlı ve yorgun atın burnundan çıkan buharın önünde dili bir karış dışarıda koşan Bobi bir kayanın dibinde arka sağ ayağını kaldırıp çişini yaptı. Hiçbir şey olmamış gibi grubun önünde, kah yanında, kah arkasında koşuyordu. Çok değil geçen yıl bobinin çivili tasmasına annesinin boncuk- düğme kutusundan bulduğu nazar boncuğunu takmıştı. Kıvrık kirpiklerinin üzerinde ılık nefesi soğuğun etkisiyle kırağı oluşturmuştu şimdi. Toprak damlı, taş duvarlı, beyaz badanalı evine ulaşmaya az kalmıştı. Kinyas önde, tiftikten örülmüş eldiveni ile atın yularını çekiyordu. Babası Raşit, küçük amcası Hamit, köy öğretmenleri Sezin ve Berkay ise atlı kızağın ardından kara bata çıka yürüyordu.

‘Neden çikolata renginde üretirler ki çatapatı. Televizyonda reklamlarda izleyip de köy bakkalında satılmayan ne çok da çikolata, gofret vardı. Bir ramazan günü şehir de izinsiz satılan bir seyyar tabladan satın alınmış olan çatapat şimdi çok sevdiği kızını elinden alıyordu. Köyün yeni yetme genç ve çocuklarının eğlencesi olan çikolata renkli bu zehri kim getirmişti köye.  Kim patlatmadan evin yanındaki çöplüğe atmıştı çatapatı.  Bunları düşünürken öfkeyle karışık hüzün içerisinde yanaklarına süzülen gözyaşları ayazda donuyordu.

Sezin öğretmen, köy minibüsünden indikten sonra Berkay öğretmenin ayazda ısınmak için ‘sigara yakar mısın’ teklifini geri çevirip Raşit ve Hamit’in sessiz yürüyüşlerine ortak olmuştu. Hastaneye yatışından iki gün sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Organ Nakil Merkezi’nde Leyla’yı ziyaret etmişti. Sezin öğretmen. Çatapatı çikolata diye yuttuğu günün sabahında Leyla birleştirilmiş sınıflı derslikte tezek sobasını keven denilen yabani tiken ile tutuşturmuştu. Okuyup öğretmen olacaktı. Şimdi ise…

Sezin öğretmen 43 yaşındaki Raşit Otyakmaz’ın suskun yürüyüşüne eşlik etmekten bıkınca içindeki merak duygusunun etkisiyle, “Raşit Bey, Leyla için uygun karaciğer bulunamadı mı? Ölüden yani kadavradan da mı nakil yapılamadı.” sözleri ayaz yemiş dudaklarından hınçla boşaldı. “ Raşit ise sarma tütünden yapılmış sigarasından derin nefes çekip bütün iç organlarını zehirleyip ölmek istercesine, “Yok Öğretmen Hanım. Hadi biz cahiliz organ naklini bilmiyoruz. Günah diyor büyüklerimiz, mollalarımız. Ya siz koca koca okumuşlar adamlar, öğretmenler, pröfesörler, möhendisler, ekranlarda boy gösteren o şarkıcılar, siyasetçiler, bakanlar neden organlarını bağışlamıyor. Dedim ya biz cahiliz, ya onlar.” Sustu. Öğretmenin gözlerinin içine bakarak, “Bak Öğretmen Hanım sanma ki kızımı sevmiyorum, Leyla’mı annesi gecenin karanlığında gaz lambası ışığında evde doğduğunda mevsim kıştı. Fırtınadan elektrik direkleri devrilmiş ve köyün cereyanı kesilmişti. O kış gecesinde Leyla’m doğduğunda sevinmiştim. İki oğul sahibi anam ise yine bir kız torunu olduğu için üzülmüştü. Anam soyunun, dölünün varlığını sürdürebilmesi için erkek torun istiyordu. Ama kader bu erkek torunu olmadı. Bak görüyor musun ‘kader’de kadın ismi. Her neyse ben ciğerparem Leyla’ma karaciğerimin bir parçasını vereyim dedim. Organ Nakil Merkezi Sorumlu doktoru Doçent Baki Bey’de ‘olur’ ama önce bir doku örneği alalım dedi. Doku örneği aldılar.  Uyumlu çıktı. Karaciğerimi ciğerpareme vermek istedim. Bunu anama söylediğimde, evde kıyamet koptu. Anam, ölüm haberimi almışçasına ‘hayır olmaz, olamaz’ diyerek feryad figan etti.  Anama ,”Ana, Leyla’m, karaciğer bulunmazsa ölecek. Leyla’m toprak olacak. Nefesini de güzelliğiyle birlikte yanında toprağa götürecek. Kurbanın olayım ana ‘gel he’ de Leyla’mı yaşatalım. “diye gözyaşları içerisinde dil döktüm. Ama Nafile. Anam, “Benim hayatta iki oğlum, 18 torunum var. Bunların çoğu eksik etek, bitli baş. Başkasına döl olacağına, toprak olsun. Bana oğul lazım. Torunmuş, kızmış (başını göstererek) aha bu ağlarımdan yere düşen saçımın kadar değerleri yok. Varsın birisi de ölsün. Ama oğlumun ciğerini vermesine, yarım kalmasına razı olamam. Eğer ciğerini kızına verirsen analık hakkımı, sütümü helal etmem. O kızın yerine karınla yeni bir çocuk daha yaparsınız olur biter.” dedi.

“Anlayacağın öğretmen hanım, kızımı hastaneden çıkarttım. Kaç gün ömrü kaldı bilmiyorum. Doğtorun demesine göre Leyla’mın günleri sayılı. Kızımı ölmesi için evime götürüyorum. Şehirde hastane köşesinde kızımın ölümünü izlemektense köyde, vicdansız, merhamet yoksunu anamın gözlerinin içerisine bakarak son nefesini vermesini istiyorum.  Canımı, Leyla’mı mahşer sabahında buluşmak üzere toprağa vereceğim. Öğretmen Hanım bak dağ, taş, vadi, ova kar altında. Toprak da saklamış kendini. Bir ben saklayamadım evladımı ölümün acımasız o soğuk kollarından.” Kar hafiften serpiştirmeye başladı. Kinyas atının yularını sıkı kavrayarak kendisinin ve atının adımlarını hızlandırdı. Derin vadide uzaktan kurt uluması duyuldu. Bobi huzursuzca vadinin derinliklerine havlayarak koştu, gözden kayboldu.  Sezin Öğretmen, Çat ilçe merkezindeki bir bakkaldan satın aldığı madlen çikolatasını montunun cebinden çıkartıp yemek istedi. Bencilce istekle çikolatasını ısıracaktı ki kahrolası çatapat aklına geldi. Yan cebinde taşıdığı çikolatasının üzerinden elini çekti. Atlı kızak karın üzerinde iz bırakarak gidiyordu lapaya dönüşen kar yürüyenlerin geride bıraktığı izleri usulca kapatıyordu…

Bu köyün gökyüzünde bulutlar yıldızları perde gibi kapatır nisana kadar. Yıldızsız bir gecede 11 yıl önce gözlerini dünyaya umutla açan Leyla, saçlarına kına yaktığı oyuncak bebeğini son kez kollarının arasına almıştı. Köye atlı kızakla getirilişinin beşinci gününün gecesinde, tezek sobasının yanında yattığı yer döşeğinde rüyasında kendisini beyaz papatyaların içerisinde gördü. Aynı anda hararet ve hastalıktan kurumuş dudaklarının kenarında sevinç çizgisi oluştu. Gözlerini açtı. Kurtların kemirdiği ahşap tavanda yıldız ararken, ruhunu teslim etti Leyla. Ne yan odada uyuyan babaannesi, kardeşleri, annesi ne de babası yeryüzündeki tek bir canlının haberi olmadı Leyla’nın yeşil gözlerinin sonsuza kadar kapanışından…

Köy çıkışındaki kabristanda Hamit ve birkaç gencin donan toprağı ısıtmak için yaktıkları eski traktör  lastiğinin kara dumanları soğuk mavisi gökyüzüne yükseliyordu…

Nefesini kınalı bebeğinin saçlarında bırakan Leyla’nın mezarını kazarken gözyaşlarını tutamıyordu amcası. İki gün önce başlayan tipinin ardından güneş yüzünü göstermişti. Ancak bu sefer de Leyla yüzünü topraktan yana saklamıştı. ..

Köyün erkekleri cenazeyi toprağa verirken öğrencilerinin yırtık ve delik kara lastiklerinin içerisinde ayakları üşümesin diye, Sezin Öğretmen gözyaşları içinde sınıfın orta yerindeki odun sobasına tezek atıyordu… Mezarlığı yukarıdan gören toprak damlı evinin üzerinde biriken karı kürekle temizlerken, başka bir Leyla da çığlıklar arasında yaşlı dünyaya yeni bir leyla doğurmanın ezikliğini yaşıyordu.

 Orhan YILDIRIM

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ