$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,35 / Satış: 6,38

MEMLEKET İÇİN ULUMAK BİR ŞEREFTİR!

Öztürk AKKÖK
Öztürk AKKÖK
  • 27.10.2019

ÖNCEKİ hafta, çok sayıda gazeteci arkadaşla birlikte Ankara’ya, bu yıl 7’ncisi yapılan Erzurum Günleri’ni izlemeye gitmiştik, davetliydik.

Davet öncesinde, eylül ayı başlarında merkezi Ankara’da bulunan Erzurum İktisadi Sosyal Araştırma ve Yardımlaşma Vakfı (ESAV) Genel Başkanı Veysel Karani Aksungur Erzurum’a gelmiş, çeşitli kişi ve kurumlar ile görüşmeler yapmıştı.

O süreçte biz de basın camiası olarak, hem WhatsApp üzerinden, hem de karşılıklı fikir alışverişinde bulunmuş, en iyiye, en güzele ulaşılması adına yapılması gerekenleri dilimizin döndüğünce ifade etmeye çalışmıştık.

***

Böyle bir etkinliğin ruhuna uygun olmayacağını bildiğimiz halde, Veysel Karani Aksungur’dan gelen ısrara karşı koymamış, açılması düşünülen fotoğraf sergisine hiçbir ücret talep etmeksizin 15 fotoğraf göndererek katkı sağlamış…

Yine açılış günü, TRT İstanbul Radyosu Sanatçısı, değerli dostumuz Yavuz Değirmenci’nin seslendirdiği, bize ait olan “Anadolu’nun özü Erzurum” şiiriyle organizasyona dolaylı yoldan katkımızı sürdürmüş, bu arada haberlerimizi yapmayı ihmal etmemiş, sonuçta görevimizi yapmış olmanın huzuru içinde geri dönmüştük.

***

Geçtiğimiz günlerde, bu köşede Erzurum Günleri ile ilgili görüşlerimizi, “Herkes her şeyin farkında” başlığı altında dile getirdik.

Kıyamet ondan sonra koptu.

Özellikle Veysel Karani Aksungur ve şürekası tarafından yaylım ateşine tutulduk.

***

Sosyal medyada yapılan, zaman zaman eleştiri sınırlarının çok ötesine taşan ve hakaret boyutuna ulaşan yazıları, yorumları kah başımızı iki yana sallayarak, kah gözlerimizi ovuşturarak, şaşkınlıkla okuduk.

***

İşin aslı, bu yorum ve gösterilen tepkilerle çok daha iyi anlaşılmıştı!

Arı kovanına çomak sokmuştuk. İşin özü buydu.

***

Oysa yazdıklarımız ortadaydı.

Çok ağır eleştiriler, suçlamalar, hakaret dolu sözcükler asla yoktu.

***

Erzurum’un adı kullanılarak yapılan günlerin, tanıtımdan çok, birilerinin “rant kapısı” haline geldiğini görmüş, farketmiş bunları anlatmış; “Eğer Erzurum’u tanıtacaksak, Erzurum’da tanıtacağız” demeyi de ihmal etmemiştik.

***

Çok şey bildiklerini ve Erzurum’u tanıdıklarını zannedenler bu önerimize dudak bükmüş, hatta bazıları sırıtarak; “Erzurum, Erzurum’da mı tanıtılırmış” deyip, sadece cehaletlerini serdetmekle kalmamış, bizi akılları sıra alaya almaya kalkışmışlardı.

***

Haftasonu yine bir grup gazeteci arkadaşla bu defa, çiçeği burnunda, göğsünü gere gere “ben ülkücüyüm” diyen Belediye Başkanı Hilmi Aktoprak’ın, bir güzel insanın davetlisi olarak Uzundere’ye gittik.

***

Uzundere’ye oldum olası hayranlık duyan, ilgi gösteren, kendini “fahri Uzundereli” olarak gören ve her fırsatta soluğu orada alan bir sevdalı olarak, çok gitmişliğim vardır o cennet ilçeye.

***

Tortum Gölü, Tortum Şelalesi, Öşvank Kilisesi, şimdilerde cami olarak kullanılan Haho (Meryemana) Manastırı, mihrabında ışıkların raksettiği İnçer (Ortamahalle) Cami, Peribacaları, dağları, ormanları, akarsuları ile bir “derya” olan Uzundere’yi acaba kim biliyor, ne kadar biliyor, ya da tanıyor?

***

Hele gidin bu güzellikleri, bu potansiyeli, bu muhteşem turizm değerini bir başka yerde, çadırlarda, salonlarda, bilmem ne günlerinde anlatın bakalım, nasıl anlatırsınız, anlatabilir misiniz?

Kaldı ki, Uzundere gibi, Erzurum’un paha biçilmez değerde daha ne kadar yeri, yerleşim birimi, köyü, ilçesi, dağı, tepesi, o tepelerinde keşfedilmeyi bekleyen kale kalıntıları, kültür varlıkları varken!

***

Biz zannediyoruz ki; gittik Ankara’ya, kurduk çadırı, açtık işporta tezgahlarını, sattık tereyağı, peynir, cağ kebabını…

İki de davul zurna çaldık mı, tamamdır, tanıttık Erzurum’u!

***

Oh ne güzel!

Demek iş bu kadar kolay, bu kadar ucuz, bu kadar basit. Daha belgesellere, tanıtım filmlerine, animasyonlara, yerinde tanıtımlara, dergiye, kataloglara, fotoğraf albümlerine ne gerek!

Kur çadırı, sat kebabı olsun bitsin bu iş!

***

Hani “Erzurum’un ismi pespaye edildi, ayaklar altına alındı, paspas edildi” diyorum ya…

İşte sebebi budur.

***

Bir koca memleketi, bir kadim kenti, tarihin yuvalandığı, kültürün ilmek ilmek işlendiği, onlarca medeniyete evsahipliği yapmış bu şehri siz, kusura bakmayın ama “dandik” çadırlarınızda tanıtamazsınız.

***

ÇÜNKÜ ERZURUM, SİZİN O UYDURUK, O ET KOKULU, O TÜTSÜLÜ VE GÜRÜLTÜLÜ ÇADIRLARINIZA…

HELE DE MEMLEKET ADI VE SEVDASININ TAHLİYE EDİLEREK, ÇIKARA, RANTA VE RANTİYEYE KİRALADIĞINIZ GÖNÜLLERİNİZE SIĞMAYACAK KADAR BÜYÜK, ONURLU, ENGİN VE ZENGİN BİR MEMLEKETTİR.

***

Siz bilmezsiniz, hatta farkında bile değilsinizdir. Belki de unutmuş olabilirsiniz…

ERZURUM MEDENİYETTİR, MEDENİYETLERİN, KÜLTÜRLERİN BAŞŞEHRİDİR.

***

İşte bu şehri, dadaşların yaşadığı bu kadim şehri korumak, kollamak, üzerine titremek bizim asli görevimizdir.

Bu görevi hakkıyla yerine getirir ya da getiremeyiz…

Engellerle karşılaşır, belki çelmelerle yerlere yuvarlanırız; o ayrı mesele!

EN AZINDAN KARINCAYA GIPTA ETMEMİŞ OLURUZ, bu da bize yeter.

***

Sanılmasın ki, yazılanı, çizileni, “kervan yürüyor” denilerek söylenilmek istenileni anlamıyoruz.

***

Şurası iyi bilinsin ki, bu memleket uğruna, memleketin değerleri uğruna, “çıkar kervanlarının ardından ulumaya” ve “Erzurum adına” hareket ettiklerini iddia eden, vatandaşı kandıran, memleket özlemlerini istismar eden rantiyecilerin ipliklerini pazara çıkarmaya devam edeceğiz.

İnadına ve şerefle!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ