$ DOLAR → Alış: 6,93 / Satış: 6,96
€ EURO → Alış: 8,16 / Satış: 8,19

SİLKİN EY ERZURUM!

Öztürk AKKÖK
Öztürk AKKÖK
  • 07.03.2020

 

ERZURUM‘u anlatırken ya da tanımlarken değişik sıfatlar kullanır, tarih ve kültür şehri oluşundan bahseder, “kadim şehir” özelliğine vurgu yapar, gururlanır, duygularımızı kimi zaman şiirlere döker, kimi zaman türkülerde buluruz kendimizi.

Ne kadar yorgun, ne kadar durgun olursak olalım, davul, zurna sesi cana getirir bizi.

Çoktan “yok”lar sınıfına dahil olan, ama sesleri ve tarzları hafızalarımıza kayıtlı bulunan Raci Alkır, Mükerrem Kemertaş, İbrahim Erkal ve Ekrem Çakıllı gibi ahret dostlarının…

Ya da hayatta olan, “uzun ve sağlıklı ömür dilediğim” tüm türkü sevdalılarının nameleri, yanık havaları Erzurum’u anlatır, eskiyi, eskinin o güzel günlerini hatırlatır özlem içindeki insanlara.

***

Her ne kadar eski halinden pek birşey kalmamış, isimleri bile yok edilmiş mahallelerini, şehrin kültürü ile yoğrulmuş, biçim almış çoğu insanını göç yüzünden kaybetmiş olsa da, “ayakta kalmaya” gayret gösteren bu şehirde; her şeye, her türlü olumsuzluğa rağmen, birşeyler yapma gayreti içinde olan insanları az da olsa bulmak ve görmek mümkün.

***

Erzurum kültürünün “temel taşı” konumunda olan çoğu varlığı, kabul etmeliyiz ki artık yok, bir daha geri dönmemek üzere tarihin derinliklerine gömülüp, gittiler.

Hepsinden önemlisi; başımız sıkıştığında, fikir alma, görüşüne başvurma veya sohbet etme ihtiyacı hissettiğimizde kapılarına dayandığımız “gönül adamları”nın neredeyse tamamına yakınını kaybettik.

***

Çarşısı, pazarı, mahallesi, sokağı, göz göre göre ve ne hak yere “modernleşme” uyduruk gerekçesine kurban edilen, dolayısıyla kimliksizleştirilen ve hatta soysuzlaştırılan Erzurum’da bugün alın üç beş tarihi eseri ve eski yapıyı bir kenara, “bu şehir benim bildiğim, yaşadığım, köşesinde, bucağında çokça anılarımın olduğu bir şehir” diyebilir mi insan!

Hiç zannetmiyorum.

***

Aslında hepimiz Erzurum’un kan kaybettiğini, özelliklerinin çoğunu yitirdiğini, geri kalan kırıntılarının da yok olmak üzere olduğunu görüyor, biliyor, ne yazık ki, umursamazlığımızı sanki hiçbir şey olmamış gibi, aynen devam ettiriyoruz.

***

Bölgesinin bugün de merkezi olma kenti konumunu, gücünden çok şeyler kaybetmiş olmasına rağmen sürdürmeye çalışan Erzurum, bölgenin bir ticaret şehriydi.

El sanatları adına önemli işlerin yapıldığı bu şehirde, belli merkezler, yapılan işlerin özelliğine göre, “Kevelciler, Bakırcılar, Dabakçılar, Abacılar, Sarraflar, Marancılar” diye sınıflandırılır; sadece bu yörenin değil, bölgenin insanları ihtiyaçlarını gelip, Erzurum’dan temin ederlerdi.

***

Bir başka şey daha…

“Erzurum” dendi mi, çoğu insanın aklına “davul, zurna ve bar” gelir.

Hami Hoca’nın (Akbaba) okuduğu Sadettin Akatay’ın Bar Şiiri ile hafızalara nakşedilen Erzurum Barları, her ne kadar günümüzde düğün eğlencesi haline gelmiş, getirilmiş, başına fes geçirilmiş olsa da, yine kanın damarlarımızdan hızla akmasına, heyecanımızı doruk noktasına çıkartmaya yeten en önemli kültür değerlerimizden birisi, belki yeganesidir.

***

Dadaş’ın barı var, ama barlara eşlik eden, davula ritmik dokunuşlar yapan, zurnayı resmen öttüren müzisyeni kaldı mı acaba?

Bu konuda “en önemli değer” olarak gördüğüm, göz göre göre Gaziantep Üniversitesi’ne kaptırdığımız bir büyük usta, Doç. Dr. Zinnur Gerek’i nerede bulalım!

Bar ustalarından dostumuz, ağabeyimiz Atilla Ağrılı’nın varlığından birkaç kişinin dışında kim haberdar?

***

Dadaş’ın kostümü özeldir, öyle her kıyafetle bar tutulmaz. O kıyafeti de önünüze gelen her terzi asla dikemez, mutlaka “abacı” olmak, usta olmak gerekir.

***

Şu an hayatta sadece bir abacı kalmış durumda.

İnanılması zor ama, böyle maalesef.

***

Allah kendisine sağlıklı, huzur dolu bir ömür versin. Palandöken Belediyesi’nin (Orhan Bulutlar zamanında) büyük bir iş yaparak bünyesine dahil ettiği Yusuf Yurttaş usta da yarın bir gün “haydi bana eyvallah” deyip giderse, Dadaş elbisesi dikecek kimsesi kalmayacak Erzurum’un.

***

Erzurum’un böylesine donanımlı ve özellikli insanları halen daha var, ama sayıları “bir” en çok da “iki”yi ya buluyor, ya bulmuyor.

O “bir”lerden birisidir Yusuf Yurttaş.

Kendisine, geçtiğimiz gün “jet hızıyla açılan ve kapatılan” Doğu Anadolu Kariyer Fuarı’nda, Palandöken Belediyesi’nin standında rastladık.

Palandöken Belediyesi, kültür adına güzel işler yapıyor. Bu güzellikleri de bizlere Yusuf Yurrttaş gibi gönül adamları sunuyor, iyi sahip çıkmak gerek onlara.

***

Teknolojiye yenik düşen, fabrikasyon ürünler karşısında havlu atan el sanatlarımızı, içine düştükleri girdaptan kurtarmamız belki mümkün olmazdı ama, bu şehrin büyükçe bir sokağını el sanatlarının yoğunlukla uygulandığı bir mekan haline getirilebilirdi.

***

Aslında böyle bir imkan, kendiliğinden doğmuş durumda.

Büyükşehir Belediyesi tarafından devralınacak olan Taşambarlar, bu iş için biçilmiş bir kaftan.

Böyle mekanlar, insanın aklına hemen İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nı getiriyor.

Erzurum’da da Habipbaba Türbesi’nin bulunduğu, Hacılar Hanı’nın olduğu çarşıda çok sayıda baharatçı var.

Onları alıp, Taşambarlar’a taşımak, hem o çarşının tılsımını bozar, hem ticari hareketliliğin tıpkı Taşmağazaları’nda olduğu gibi, çökmesine neden olur.

Ama Taşambarlar’ı, el sanatları yoğunluklu bir çarşı olabilir.

Aynen Kayseri’de, aynen Kahramanmaraş’ta olduğu gibi.

Acizane, önereyim istedim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ