$ DOLAR → Alış: 8,66 / Satış: 8,69
€ EURO → Alış: 10,31 / Satış: 10,35

BAYRAMLARI BİZ BÖYLE KUTLARDIK

BAYRAMLARI BİZ BÖYLE KUTLARDIK
  • 23.04.2021

SİZ hiç İzmir’in Efesi oldunuz mu bilemem, ama ben oldum.

Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı öğrencilik yıllarım.

Sınıfın yaşça en küçük öğrencisiydim. Çok büyük mücadeleler sonrasında, belki beş ya da beş buçuk yaşlarındayken kendimi okula; babamı, dedemi, özellikle de canım halamı sıkboğaz ederek kaydettirilmeyi başarmıştım. Bu nedenle yaşça değil, fiziken de oldukça ufaktım.

*

İlkokul öğretmenimiz, evlendikten sonra Akgün soyadını alacak olan, Melahat Aksoy’du, annem kadar güzeldi, sığınağımızdı.

*

Son zamanlarda pek rastlaşamadığımız, hayatta olduğunu tahmin ettiğim; kendisine sağlık ve huzur dilediğim öğretmenimiz, sınıfta ben dahil bir iki arkadaşıma daha efe kıyafet, vermiş, bayram sabahı bu kıyafetleri giyerek okula gelmemizi tembih etmişti.

*

Ne büyük heyecandı. Özel kıyafetler içinde 23 Nisan resmi geçidinde yer alacaktık, inanılır gibi değildi.

*

Çocukluğumuzda bayramlar, ister dini, ister milli olsun, bayram gibi kutlanır, yaşanır ve yaşatılırdı.

Kimsenin aklına dini bayramlar “tatil” gibi gelmezdi mesela

Evin kadınları, birkaç gün önce hazırlığa girişir; börekler, pastalar, tatlılar; özellikle bayram ziyaretine gelecek olan konuklara ikram etmek amacıyla hazırlarlardı.

*

Bayram sabahlarının, evden herkesin çevresinde toplandığı kahvaltı sofrasını, o sofranın hepimize tattırdığı mutluluğu ve sonrasında el öperek, biri birimize sarılarak yaptığımız sıcak, sımsıcak kutlamaları nasıl unutabiliriz ki!

*

Özellikle Ramazan Bayramı, biz çocuklar için yeni kıyafet ve ayakkabıların alındığı, alınan bayramlıkların bayram sabahına kadar yatağımızın baş ucunda; sabrımızın su kesilene kadar bekletildiği o güzel günler, çoğumuzun hafızasındaki tazeliğini tüm sıcaklığı ile koruyordur.

*

Benzer heyecanı ve hatta daha fazlasını biz çocuklar, milli bayramlarda, o bayramların birer parçaları olduğumuz için fazlasıyla yaşardık.

*

Bayram hazırlığı, birkaç gün öncesinden sınıfların süslenmesiyle başlardı.

Kimimiz balon, kimimiz küçük kağıt bayraklar, kimimiz rengarenk gramofonlar götürür, sınıflarımızı öğretmenimizle birlikte bezetir, o süsleme zamanlarında, çok büyük iş yapıyormuş gibi heyecan duyar, mutlu olurduk.

*

İzmir’in Efesi olarak 23 Nisan törenine katıldığım o gün, hava çok soğuk olduğundan mı, yoksa kıyafetin özelliğinden kollarım ve bacaklarım açıkta olduğu için mi bilemiyorum artık, çok üşümüş, yine de özel bir gün yaşadığımdan dolayı sevinmiş, heyecan duymuş, mutlu olmuştum.

*

Eskiden “bayram gibi” kutladığımız, heyecan duyduğumuz, ciddi hazırlıklar yaparak milli duyguları diri tutmaya çalıştığımız bayramlar, ne oldu da giderek sıradanlaştı, sıradanlaştırıldı ve belki heyecanını kaybetti.

*

Geçit törenlerinin yapıldığı Paşalar Caddesi, Havuzbaşı ve Hastaneler Caddesi’nin tıka basa dolu hali, ben yaşlardaki insanların hafızasındaki yerini dün yaşanmış gibi koruyordur.

*

Büyüklerinin elinden tutarak bayram alanına sevinç içinde giden çocukların eline belediye görevlilerinin tutuşturduğu bir balonun, bir küçük bayrağın yaşattığı mutluluğun benzerini, bugün hiçbir anne ve babanın yaşatmasını ben pek de mümkün göremiyorum.

*

Çünkü biz, büyük-küçük hepimiz heyecanımızı kaybettik, resmi bayram geçitlerini sıra savma türünde, adet yerini bulsun diye geçiştirilen programlar haline getirdik, dini bayramları da dediğim gibi, tatil olarak görür olduk.

*

Bilmiyorum acaba günümüz dünyasında hangi çocuk, yatağının başucunda bir çift ayakkabı, bir kazak, etek türü, mütevazı fiyata alınmış bayramlıklarını bayram sabahına kadar bekletip, gizli gizli okşayarak o heyecanı yaşıyordur.

*

Yeri gelmişken birşey daha hatırlatayım…

*

Erzurum’da eskiden askeri bando, cuma akşamları, mesai saati bitiminde Havuzbaşı’ndaki Atatürk Anıtı’na gelir, İstiklal Marşı eşliğinde bayrak göndere çekilirdi.

*

O üç beş dakikalık zamanda yaya ve araç trafiği, bayrağa ve törenine duyulan saygıdan dolayı durur, caddede dolaşan insanlar hazırol pozisyonunda İstiklal Marşı’nın sonunu beklerdi.

*

Hani ne oldu o törenlere?

Bando neden gelmez Havuzbaşı’na ve neden İstiklal Marşı’nı çalmaz?

Bunun bir nedeni var mıdır, yoksa o güzel uygulama, komutanın birinin keyfiyetine mi kurban gitti?

Merak etmekten kendini alamıyor insan.

*

İşte böyle bir atmosferde; bayram alışkanlıklarını, uygulamalarını, duydukları heyecanı, sevinç ve mutluluğu torbaya doldurup kilere tıkan insanlar olarak, yüzümüzü Amerika’ya çevirmiş, kulak vermiş “Acaba sayın Başkan ‘soykırım’ diyecek mi, demeyecek mi?” merağı içinde bekliyoruz.

*

Söyler misiniz lütfen…

Biz bu haldeyken, Başkan’ın soykırım dememesi, ötelemesi bir anlam ifade eder mi?

Bugün demese de, o sözün yarınlarda  söyleneceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Çünkü gidişatımız bunu gösteriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ