$ DOLAR → Alış: 5,78 / Satış: 5,80
€ EURO → Alış: 6,69 / Satış: 6,72

ÜNİVERSİTE, ÜNİVERSİTE OLUYOR

Öztürk AKKÖK
Öztürk AKKÖK
  • 10.07.2018

SANAT okulunun ardından işletme fakültesini kazanmış, Atatürk Üniversitesi’nin eşiğinden içeri adımımı atmış, çok kısa sayılabilecek bir zamanda hayal kırıklığı yaşamış, “üniversite dedikleri de bu muymuş” demekten alamamıştım kendimi.

***

Oysa ne büyük hayallerle gitmiştik üniversiteye.

***

Gerçi Atatürk Üniversitesi’ne çok yolumuz düşmüş, futbol sahasında onlarca kez top oynamıştık.

Ama bu defa öğrencisiydik üniversitenin.

***

Kolay da girmemiş, ilk yıl pas geçmiş, ikinci hakkımızda oldukça yüksek puan alarak kaydımızı yaptırmıştık.

***

Dedim ya, sanat okulundan geliyorduk.

Binası “tarihi eser” olarak tescillenen bir okuldan, saçma sapan mimariye sahip, beton yığını “soğuk” bir fakülte binasına gelmek yüzümü ekşitmiş…

Hele koca bir amfi ve biri birini tanımayan, okul bitinceye kadar da tanıyamayacak çok sayıda öğrencinin varlığı ürkütmüştü beni.

***

Sonuçta sanat okulunda topu topu 16 kişiydik, hepimiz kardeş gibiydik.

Burada ise vardık belki 150 kişi!

***

Hocalara gelince…

Profesör ve doçent unvanına sahip birkaç akademisyen, gerisi asistan.

***

Hoca derse giriyor, anlatıyor ve çıkıyor.

***

Aslında çoğumuzun ders umuruna değil, ilgimizi çekmiyor çünkü.

***

Fakültenin en hoş yeri kantini.

Hele sigara içiyorsanız, çayınız da varsa keyfinize diyecek yok!

***

“İşletmeci” olalım diye girdiğimiz fakülteden, “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF)” mezunu olarak çıktık.

Niye böyle bir değişikliğe gidildi, bilmedik hiç.

Zaten bize bişey soran da olmadı!

Fakülteye gittik-geldik, gittik-geldik, derken mezun olduk.

Hem de hayatında hiç muhasebe, iktisat türü dersler görmemiş insanlar olarak!

***

Devlet bizi 4 yılda “ekonomist” yapmıştı!

Şipşak, ya da el çabukluğu marifet misali.

***

Oysa biz mesela, sanat okuluna gitmiş, en azından tornayı, tesviyeyi, anahtar tutmayı, “daha kaliteli eğitim alarak” öğrenmiştik.

***

İİBF’den mezun olduktan sonra, bir diploma tutuşturdular elimize.

İşe yaramayan, işime yaramayan bir diploma!

***

Haksızlık etmeyeyim…

Askerlik görevimi yerine getirdiğim dönemde yaradı işime; bir de sarı basın kartı başvurum sırasında takdim etmiştim yetkililere.

***

O diploma şimdi hangi sandığın dibinde, doğrusu bilmiyorum!

***

Mezun olduktan sonra, Atatürk Üniversitesi’ne bir gazeteci olarak daha farklı bir bakış açısıyla nüfuz ettim.

Rektörler tanıdım, dekanlarla iletişim kurdum, yapılan hizmetlere projektör tuttum.

***

Şurası bir gerçek ki…

Atatürk Üniversitesi bize, şehir halkına, bir eğitim kurumu gibi değil de, öğrencisi “potansiyel müşteri” olarak görülen bir yer gibi  geldi…

Öyle de kaldı aslında.

***

Bakın şimdilerde üniversite tatil, öğrenci yok.

Dolayısıyla şehrin de hantal bir köyden farkı bulunmuyor.

Tabi çoğu esnafın ağzını da bıçak açmıyor.

***

Oysa Atatürk Üniversitesi, başta Erzurum olmak üzere, bölgenin sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına katkı yapsın, eğitim seviyesini yükseltsin, aynı zamanda da bölgelerarası kültürel etkileşimi sağlasın diye kurulmuş bir eğitim kurumuydu.

***

61 yılı geride bırakan üniversite, beklentilerin bir bölümüne ancak cevap verebildi, özellikle “kaliteli üniversite eğitimi” noktasında istenilen hedeflere bir türlü ulaşamadı.

***

Belki ülke genelinde çok sayıda üniversite açıldığından, altyapısı sağlam öğrenci bulmakta zorlanmaya başlayan Atatürk Üniversitesi, kaliteli akademisyenlerini de elinde tutamadı.

“Beyin göçü ya da kaçış”ın üzeri de, “üniversite kuran üniversite” sloganıyla, “sanki çok güzel bir iş yapılmış gibi” kapatılmak istendi.

***

Halbu ki, Atatürk Üniversitesi “adı gibi öncü” olmalıydı.

***

İşte bu ince nüansı, 12 Ağustos 2016 tarihinde Atatürk Üniversitesi Rektörü olarak atanan Prof. Dr. Ömer Çomaklı gördü.

***

Rektör Çomaklı’nın, ilk dönemlerinde sık sık ve de ısrarla dillendirdiği “Yeni Nesil Üniversite” kavramı, ben dahil çoğu gazeteci arkadaşıma “yeni ama donuk bir slogan” gibi gelmişti.

***

Ta ki, geçtiğimiz günlerde Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi’nin (BAP) başına getirilen Prof. Dr. Atilla Keskin’i dinleyene kadar!

***

Atilla Hoca, Rektör Çomaklı’nın yaptıklarını ve yapmak istediklerini öyle bir anlattı ki, ilk defa Atatürk Üniversitesi’nin “gerçek anlamda bir üniversite” olabilme adına ciddi gayret içine girdiğini anladım ve heyecanlandım.

***

Atatürk Üniversitesi yeni bir değişim ve dönüşüm içine girmiş, oluşturulan her birim ve görevlendirilen her akademisyen, hedefe ulaşmak için, geceli-gündüzlü çalışmaya başlamış.

***

Yeni yazılımlar, teknolojik yeniliklerin uygulamalara adaptasyonuyla birlikte Atatürk Üniversitesi “sağmal inek” olmaktan çıkartılmış, “araştırma projeleri” adı altında yapılan soygunların önüne geçilmiş. (Soygunların boyutunu ve işleniş şeklini duysanız, dudağınız uçuklar!)

***

Rekabetçi bir ortamın oluşturulduğu, şeffaf yönetim anlayışının hakim kılındığı, her akademisyenin, bir diğer arkadışının çalışmasını yakın takibe aldığı Atatürk Üniversitesi’nde başlatılan çalışmalar YÖK’ün de dikkatini çekmiş.

YÖK, Atatürk Üniversitesi’nde yapılan çalışmaları, “Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi”ni, ülke üniversitelerine örnek göstermeye başlamış.

***

Atatürk Üniversitesi silkeleniyor, Atatürk Üniversitesi üzerindeki ölü toprağını atıyor ve Atatürk Üniversitesi önümüzdeki dönemde “gerçek anlamda üniversite” olmaya hazırlanıyor.

***

Görünen o ki, çok yakın bir zaman içinde, belki birkaç yıla kalmadan Erzurum, Atatürk Üniversitesi’nin başlattığı projelerin tamamlanmasıyla birlikte hemen her alanda inanılmaz sıçramalar yapacak.

***

Anlayacağınız bir büyük rüya gerçeğe dönüşüyor.

Bu atılımın mimarı Rektör Ömer Çomaklı’dır.

Bilesiniz istedim.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ