$ DOLAR → Alış: 7,55 / Satış: 7,58
€ EURO → Alış: 8,80 / Satış: 8,83

ERZURUM’UN YAZILMAYAN TARİHİNDEN CANHIRAŞ AYRINTILAR

Muzaffer TAŞYÜREK
Muzaffer TAŞYÜREK
  • 16.01.2019

 

SEFERBERLİK yılları 1914-1918 Erzurum’un en az bilinen yıllarıdır. Akademisyenlerimizin yapmış oldukları araştırmalar akademik dergilerde yayınlanmış, üniversite kütüphanelerinde kalmış, halkımıza yansımamıştır. Erzurum’un işgali ve kurtuluş sürecinde genelde yazılanlar ve anlatılanlar kurtuluş gününe ait hatıralar ve bilgiler olmuştur.

Erzurum’un saklı tarihi diyebileceğimiz bazı bilgiler vardır ki onlardan da yine son zamanlarda yayınlanan hatırat ve akademik çalışmalardan haberdar oluyoruz. Bunlardan en ilginçlerinden bir bilgiyi İsmail Eyüpoğlu “Kazım Yurdalan” isimli kitabında vermiştir ve gerçekten bu bilgi yakın tarihimiz açısından çok önemlidir. Bilgi, Erzurum’un Edirne’nin kurtarılmasında ki yeri ve Birinci Dünya Savaşı’na girmeden hemen önce yediği darbe ile nasıl sarsıldığını göstermesi bakımından da ilginçtir.

KURTARICI ERZURUMLULAR

Yüzbaşı Kâzım Efendi (Yurdalan) Balkan Savaşı’na katılmadığı halde bu savaşın Erzurum’daki yansımalarını sonradan kaleme alarak oldukça çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuştur. Öncelikli olarak İstanbul’da ‘post kavgasından” doğan partilerin karşılıklı anlaşmazlıklarının, ülke çapında yarattığı iktidar zafiyetine dikkati çekmektedir. 1912’nin sonlarına doğru yaşanan bu gelişme siyaseten bir boşluk yarattığı gibi cephede de ordunun iyi yönetilmemesine sebep olmuştur. Siyasi ve askerî koordinasyonsuzluk, devletin büyük bir çıkmaza doğru sürüklemiştir. Bulgar ordularının İstanbul’a yaklaştığı Erzurum’da duyulunca hemen harekete geçildiğini anlatan Yurdalan;

“Tarihin her devrinde olduğu gibi yurda gelen ve gelmiş bulunan bütün mesâibi yüklenmek külfetini seve seve üzerine alan Erzurum ve muhitinin elli bin kişiye varan evlatları; Pasinlerin son noktasından kalkarak kendisi ile kader birliğinde bulunan Karadeniz halkının yiğitleri ile birlikte bozuk düzen İstanbul’dan gönderilen vapurlara doldurularak kısa bir zamanda Çatalca ya ve Gelibolu ya çıkarıldı” demektedir.

Kâzım Yurdalan, Balkanlarda yaşanılan ve sonuçlan oldukça kötü bozgunu önleyebilmek için Erzurum ve çevresinden elli bin kişiye yakın bir kuvvetin sınır bölgesinden cepheye nakledilmek üzere gönderildiğini; buna Erzurum ile aynı kaderi paylaşan Karadeniz sahilinden de katılım olduğunu anlatmaktadır. Doğu Trakya’ya çıkarılan Erzurum’dan gönderilen kuvvetler son anda cepheye yetişerek bozguna uğramış olan ordunun imdadına yetişmiş, büyük bir mücadeleden sonra Bulgar ordusunu durdurarak Başkent İstanbul’u kurtarmıştır. Kâzım Yurdalan’ın yaptığı bu bilgilendirme Balkan Savaşı’nın kaderi üzerinde; Erzurumlu ve Karadenizli askerlerden oluşan bu kuvvetin hayati bir rol oynadığını göstermektedir.

23 Ocak 1913’te gerçekleşen Bab-ı âli Baskını ile İttihat ve Terakki iktidara gelince, Erzurum’dan gönderilen bu kuvvet bu dönemde de göreve devam etmiş, savaş sırasında İstanbul’un tehlikeye girmesi ile Padişah’ın ve kutsal emanetleri Anadolu’ya nakledilmesi gündeme geldiğinde de bunları korumakla görevlendirilmiştir. 1913’ün sonlarına kadar İstanbul’un iç ve dış güvenliğini Erzurum’dan gönderilen birlikler sağlamıştır.

Aynı yılın Aralık ayı içerisinde bilinmeyen bir gerekçe ile bu kuvvetin Erzurum’a geri gönderilmesine karar verilmiştir. Bu yıllarda mevsim şartlan geçen yıllara oranla oldukça sert geçmektedir. Kâzım Yurdalan’a göre askerin böyle bir mevsimde Erzurum’a doğru yola çıkarılması, onların mahvolması ile eş anlamlıdır. Bundan sonra yaşanılanları kendisi şöyle aktarmaktadır:

ASKERİN YARISI TİFODAN ÖLDÜ

“…Zalim bir kışın boranlı ve fırtınalı havası içinde yine aynı vapurlara alelusul doldurulan askerler Trabzon limanına çıkarıldı. Geri gönderilen bu kuvvet Trabzon’dan Erzurum ‘a yaya olarak on beş günde ancak gelebildi. Ne yazık ki, bu elli bin mevcuttan yirmi üç bini tifo‘dan ve tifüs’ten mahvoldu. Bu şehitlerin unutulmaz hatıraları ve ölüm haberleri ailelerine yalnız tebliğ edilmekle iktifa edinildi”

Kâzım Yurdalan  kış mevsimini bu matem günleriyle geçiren Erzurum halkının yaşanılanlara öfkesinin hiç dinmediğini, bu şartlarda baharı karşıladığını anlatarak şöyle demektedir; “Bundan sonra yaşanılan gelişmeler de Erzurumluların tepkisini iyiden iyiye artırdı. Kırılan gururu ve yıpranan onuru yeniden geri kazanmak için fırsat aranmaya başlandı. 1914’te İlkbaharın gelmesi ile Erzurum’a yurdun dört bir tarafından askerlerin, genç kumandanların toplanmaya başladığı görüldü. Halk bu andan itibaren bir şeylerin olacağını hissediyordu. Artık Rumeli’nin “intikamının” alınacağı günlerin yaklaşmış olduğu bilinci ile hareket etmeye başladı.”

Erzurum ve Karadeniz sahili ahalisi üzerinde yaşanılan mağlubiyetin yarattığı gerilim beraberinde büyük bir tepkiyi doğurmuş; bu durum bölgenin kaderi üzerinde belirleyici bir rol oynamış, millî birlik ve beraberlik duygularım güçlendirmesi açısından da olumlu bir etki yaratmıştır.

Erzurumlular 23 Temmuz 1914’e rastlayan Ramazan ayının on altıncı gecesi, Lala Paşa Camii’nde kılınan teravih namazından çıkarken davul zurna çalındığını duymuş, böylece yeni bir seferberlik ilânı ile karşı karşıya kaldıklarını öğrenmişlerdir. O andan itibaren Erzurum’un acı tarihinin sayfaları yazılmaya başlamıştır. Askerlik daireleri süratle çalışma içine girmiş, Erzurum’da Tekâlif-i Harbiye Komisyonları halktan Erzurum ekonomisini derinden sarsacak, sekiz milyon altın değerinde erzak ve eşya toplamış ne yazık ki toplananları korumak için mevcut ambarlar yeterli olmamıştır.

Erzurum halkı, ordusunun ihtiyacını karşılamak için her zamankinden daha fazlasını vermek için âdeta birbiri ile rekabet etmiştir. Ülkenin seferberlik günlerinin eşiğine geldiği tehlikeli zamanda “Erzurum’un nazarında ne mal, ne can mevzû-i bahisti. On beş milyon nüfusu, camı dört asırdan beri varımızı yoğumuzu vererek imar ve ihya ettiğimiz koca Rumeli’nin dört günde elden çıkması hicabını gidermekten başka mukaddes bir emel taşımıyordu.”diyen Kazım Yurdalan, Birinci Dünya savaşına Erzurumluların bu ruh ve duygularla hazırlandığını anlatmaktadır.

Gerçek ise seferberlik hazırlığını tam olarak yerine getirmeyen siyasi iktidarın, Balkanlarda yaşanan acının bir benzerini Anadolu’nun doğusunda da yaşatacak olmasıydı. Erzurum tarihin en acı günlerini Balkanlardan bir sene sonra yaşayacaktı.. 1914 Aralık ayında Sarıkamış önlerinde başlayan bozgun,1915 Ocağında mağlubiyete, 1916 Şubatında işgale dönüşecek, Ruslar Erzurum’a gireceklerdi.

ATEŞE VERİLEN ERZURUM

Rusların Erzurum’a doğru ilerleyişi karşısında Vali Tahsin Bey İstanbul’dan Harbiye nezaretinden görüş sormuş kendisine gelen cevap ’ta Erzurum’dan geri çekilmesi zaferin Batı’da kazanılacağı ve dolayısıyla Erzurum ve çevresinin zaferden sonra yapılacak antlaşma ile geri alınabileceği bildirilmişti. Zaferin batıda kazanılmasından kasıt; Enver Paşa’nın hayal ürünü olan Almanya’nın Birinci dünya savaşından galip çıkacağı ve müttefikimiz olduğu için antlaşma masasında bizimde söz sahibi olacağımız varsayımı idi. Erzurum, Harbiye Nazırı tarafından göz göre göre Ruslara kurban edilmişti. Erzurum’un depoları doluydu, halkta direniş gücü ve azmi vardı. Kargapazarı’nda halk askerin yanında savaşıyordu.

Askerin şehri terk etme hazırlığını sezen ahali telaşa kapılmış şehirden göç başlamıştı. Erzurum’dan başlayan göç hareketini yasaklamak için başta ordu kumandanlığı olmak üzere hükümetin bazı kademelerinde çeşitli görüşmeler yapan Erzurum Valisi Tahsin Bey, İşgal sırasında kendisinin de dâhil olduğu göç harekâtını ve bunu yasaklamaya çalışmasının sebebini 16 Şubat 1916’da Talat Paşa’ya şu şekilde ifade etmiştir:

“Dün gece ordu karargâhı ile Erzurum’dan Ilıca kariyesine geldim. Sevgili Erzurum’u fedakâr halkın bir kısmını kan ağlayarak bıraktım. Hareketimden evvel; ihtiyarları çağırdım. Erzurum’u bırakmayacağımızı, son acı dakikalarına nasıl iştirak ediyorsam, az zaman sonra ilk intikam ve sürur dakikalarında da yanlarında bulunacağımı, hükümetin ve fırkanın namusu üzerine söz verdim.

Öpüştük, ağlaştık ve ayrıldık. Bizden üç saat sonra Rus tayyaresi, hükümet konağına bomba atarak tahribat yapmış, aynı saat cephaneliğe ateş verildiğinden, ateşin şehrin bir kısmına sirayet ettiği, 11. Kolordu artçıları ayrılırken devairi resmiye’yi telgrafhane’ye, kışlalara, emvali metruke olan kiliseye, hastaneye ve büyücek binalara ateş vererek; sevgili Erzurum Moskoflara volkan halinde teslim olunmuştur ve maatteessür bu yüzden ahaliden bazı mertebe zayiat olduğu işitilmiştir. En karibde istirdat edeceğimiz bir memlekete böyle umumi ateş vermek taraftarı değildim ve bu ciheti kumandan paşa da tensip etmişti. Muhacereti de men için çok çalıştım. Çünkü bir metre kar ve tahtes sıfır 20 derece nisvan ve etfal’in yollarda helâk olacağını, Hasankale muhaceretinde görmüş, kanlı yaşlar dökmüş idim. Fakat Ermeni meselesi dolayısı ile Ermenilerden son derece tevahhuş eden halkın bir kısmı zapt olunamadı. İşte bundan dolayı yollarda büyük izdiham ve sefalet baş gösterdi. Muhacirinin seri ve sehil bir surette Erzincan’a sevki için bütün kuvvetimle çalışıyorum. Bahattin Şakir Bey Tercan’da sevkiyata bakacak, yol güzergâhında ikişer kilometre mesafede memurlar bırakılarak elimden gelen muavenet yapılacaktır. İnşallah ahaliyi az zayiatla Erzincan’a sevk edeceğiz.

Erzurum’un acı sukûtu ile Bitlis ve Trabzon Vilayetleri de tehlikeye düştü. Yani Anadolu’yu Şarki’de, dört vilayette üç milyon İslam Moskof ayakları tarafından telvis olundu… Üçüncü Ordu vecibe-i namusu karış karış kan dökerek ifa etti. Bu gün bile Erzurum ve civarında harp ederek mertçe çekiliyor.”

Erzurum işgalinden önce daha doğudan, Erzurum’un işgali sırasında ise Erzurum’dan göç eden muhacirlere Osmanlı Hükümeti ilgisiz kalmayarak destek olmaya çalışmıştır. Bu konuda ilk olarak 3 Ocak 1916’da Hasankale ve çevresinden Erzurum ve Erzincan istikametinde göç eden sefalet içindeki muhacirlere Emval-i Metruke’den ev, muhacirun tahsisatından para verilmek suretiyle Trabzon’a nakilleri başlatılmıştır. Daha sonra Erzurum halkının büyük gruplar halinde göç etmeye başlaması üzerine Hükümet, Erzurum’dan batıya doğru ilerlemekte olan felaketzedeleri Sivas, Tokat, Çorum gibi şehirlere yerleştirme kararı almıştır. Fakat göç edenlerin sayısının kısa zamanda yüz binleri bulması sonucunda bu şehirlere Kayseri, Konya, Diyarbakır, Urfa, Adana, Maraş, Antep, Samsun, Yozgat, Kırşehir ve Niğde gibi şehirleri de eklemiştir.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE HAVAYA UÇURULMAK İSTENDİ

1914 yılı Erzurum tarihinin her yönden en acı sahifelerinin açılmasına sebep olmuştu.  Sarıkamış hezimeti ile hedef haline gelen Erzurum işgalin hedefindeki nirengi noktası olunca, halk içinde yeni bir göç hareketi başlayacaktı.

1914 yılı Erzurum’un en fazla tahrip edileceği olaylarında başlangıcı olmuştu. Erzurum hem içeriden hem dışarıdan gelen insanlar tarafından yıkılıp tahribata uğrayacaktı. Geri çekilen ordu düşmanın barınamaması için şehri tahrip ederken, düşman ele geçirmek için mücadele ederken tahrip edecekti.

Rus işgali öncesinde gerçekleştirilen yıkımlar kendi askerlerimiz eliyle olmuştu. Gerek askerin yakacak ihtiyacını karşılamak gerekse Rusların elini zorlaştırmak için yapılan yıkımların yanında o güne kadar nedense hiç kimsenin akıl edemediği(!) şehir içerisinde yol açma ve caddeleri genişletme adına  bazı önemli konaklar ve binalar yıktırılmıştı.

Tarihçe-i Erzurum sahibi Nusret Efendi’nin bu konuda çok önemli tespitleri vardır.

  1. Kolordu komutanı Abdülkerim Paşa’nın Erzurum’dan geri çekilirken cephanelikleri havaya uçurmak için verdiği emrin Topçu Binbaşılarından “İsmail Hakkı Efendi” tarafında çok acımasızca ve plansızca uygulandığını anlatana Nusret Efendi. İstanbul kapı ve Harput Kapıdaki cephaneliklerin halka haber verilmeden havaya uçurulması sonucu üçyüzden fazla Erzurumlunun ölümüne sebep olduğunu yazmaktadır. Nusret Efendi tarihin en büyük cinayetlerden birisinin; Çifte Minareli Medresenin de cephanelik olarak kullanılması sebebiyle havaya uçurulmak istendiğini anlatırken, bu korkun olaya mahalle halkının engel olduğunu, Çifte Minareli Medreseye döşenen dinamit fitlerlinin mahalle halkı tarafında söküldüğünü ifade eder.

Mehmed Nusret Efendi şehirdeki yıkımlarla ilgili Sarıkamış hezimeti sonucunda Erzurum’un düşeceğini tahmin eden 3. Ordu Kumandanı Mahmut Kamil Paşa’nın yanlış bir siyaset takip ederek kendi ülkesinin, çok önemli bir şehrini güya caddeleri tesviye edeceğim diye rast geldiği çarşı, Pazar, hamam, mağaza, önüne gelen önemli yerleri yıktırmasını esefle anlatır.

Yıkılan yerler arasında Caferiye Hamamı gibi birçok vakıf eseri de vardır. Lalapaşa Camii, Hükümet Konağı ve ulu Camii civarındaki birçok emlak sahiplerine beş para verilmeksizin yıkılmıştı. Bugünkü Sosyal Güvenlik Kurumunun yerinde bulunan fırın, çayhane, yedi sekiz mağaza, Culfacılar çarşısı, Lalapaşa parkının yerinde bulunan “İç Meydan çarşısı”nda birçok mağaza sahiplerine on para verilmeden yıkılmıştı.

Eski hükümet Konağının arkasında bulunan şehrin en güzel konaklarından olan Abdulvahid Paşazade Galib Bey Konağı, 1915 yılında yıkılarak arsanın güney kısmı caddeye verilmişti.

Ne yazık ki bu yıkımlar Erzurum’u gelecek adına köyleştirmekten başka hiçbir işe yaramadı. Denilebilir ki Anadolu’nun hiçbir şehri Erzurum’un yaşamış olduğu acıyı, tahribatı ve katliamı yaşamamıştır.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ