$ DOLAR → Alış: 6,04 / Satış: 6,06
€ EURO → Alış: 6,73 / Satış: 6,76

ERZURUM’DA KAÇ SELÇUKLU ESERİ VAR

Muzaffer TAŞYÜREK
Muzaffer TAŞYÜREK
  • 24.03.2019

ERZURUMLULAR aralarında konuşur ve Osmanlıya bindirme yaparken, “Erzurum’da ne varsa Selçuklu’ya ait eserlerdir.. Osmanlı’nın nesi var, üç-beş camiden başka” derler, Bu söz ne kadar doğrudur? Uzun uzun tartışılır ne savaşlarda yakılan yıkılan Erzurum, ne ilk Rus istilası ile General Paskeviç, harp ganimeti olarak birçok değerli eşyayı Rusya’ya taşıdığı, Tepsi Minareyi süsleyen tarihi saat yerinden sökülerek, Tiflis’e gönderildiği, kalenin tamir ve tahkimi için de camiler, taş binalar sökülmesi, inşaatta kullanılması akla gelir. Daha sonraki Osmanlı Rus savaşlarında şehrin nasıl tahrip olduğu hangi eserlerin yok olduğu konuşulmaz.

Erzurum’un mimari dokusunda en büyük tahribatlardan birsinin 1856’larda yaşanan depremden meydana geldiğinden kimsenin haberi yoktur.  O depremde 1462 ev, 867 dükkân, 26 cami ve mescid, 60 medrese ve mektep, 62 han ve hamam tamamen veya kısmen yıkıldığını kimse bilmez. Hele birinci Dünya Savaşı yıllarında meydana gelen tahribat hiç konuşulmaz.

Konumuz bu değil, zaten. Bir başka yazımızda bunları anlatırız. Biz şimdi başlıktaki soruya cevap arayalım. Erzurum’da kaç Selçuklu eseri var? Bu tartışmaya ışık tutacak son bir açıklamaya paylaşalım…

Çifte Minareli Medrese’nin yapım tarihi ile ilgili olarak elde bulunan birbirinden farklı bilgiler, tarihi eserin Selçuklular dönemine mi, yoksa İlhanlılar dönemine mi ait olup olmadığı yönünde görüş ayrılıklarına neden oluyor.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlanan vakfiye kayıtlarında medresenin Selçuklular’dan kaldığı belirtilirken, bu döneme ait vakfiye kayıtlarında yanlışlıklar yapıldığı ve İlhanlılar’a ait çoğu eserin bu kayıtlarda ‘Selçuklular’a aittir’ şeklinde yer aldığı kaydedildi. Buna örnek olarak Erzurum’daki Ahmediye Medresesi’ni gösteren kaynaklar, “Erzurum’da 1314 ile 1315 tarihleri arasında Ahmed Bin Ali Bin Yusuf tarafından yaptırıldığı üzerindeki kitabeden anlaşılan Ahmediye Medresesi, söz konusu kayıtlarda Alaaddin Keykubat’a mal edilmiştir” derken, yine aynı şekilde Alaaddin Keykubat’ın, Hüdavent Hatun diye bir kızının olmadığı, karısının adının Hundi Hatun olduğu ve karısının türbesinin de Kayseri’de bulunduğuna işaret ediyor. Medresenin 1250’li yıllardaki mimari stile uymadığını, o döneme ait başka eserlerin de doğruladığı gözlenirken, bilimsel çalışmalara göre, medresenin yapım tarihinin 1290’lı yıllara denk düştüğü belirtiliyor. Bu dönemlerde de Erzurum’da İlhanlı egemenliği olduğuna dikkat çekilen kaynaklarda, Çifte Minareli Medrese için; “Selçuklu üslubu ile yapılan bir Türk mimari örneğidir” deniliyor.

ÇİFTEMİNARELERİN MEÇHUL TARİHÇESİ

Kaynaklarda, tarihi Çifte Minareli Medrese için şu ifadeler kullanılıyor: “Yapının tarihlendirilmesinde göz ardı edilmeyecek bir başka husus ise, adının “hatuniye” olarak anılmasıdır. Bu ismin tarihlendirmede esas alınabilmesi için sonradan konulan bir isim olmaması gerekir. Bu konuda Fatih’te Ali Emir Efendi Kütüphanesi’nde 2239 numarada kayıtlı, “Hidaye” adlı el yazması kitabın sonunda eserin, H. 730 yılının, 5 Zilkaadesinde Erzurum’daki Hatuniye Medresesi’nde tamamlandığı kayıtlıdır. Hicri 730 tarihi, Miladi 1330 tarihine denk düşmektedir. Bu da bize medresenin yapılış tarihine çok yakın olan M. 1330 tarihinde Hatuniye adının kullanıldığını göstermektedir. Yapının tarihinin tespitte diğer özelliklerinin değerlendirilmesinin yanında, Hatuniye adından dolayı Anadolu’daki en ihtişamlı, en büyük medreseyi yaptıranın, Erzurum yöresine hakim olmuş, güç ve servet sahibi bir hanım olması kaçınılmazdır. Medresenin, mimari, süsleme üslubu ve özelliklerini diğer medreselerin gelişimi içerisinde değerlendirerek rahatlıkla tespit edeceğimiz, 13. yüzyılın ikinci yarısı ve 14. yüzyılın başları arasında iktidar ve güç sahibi olarak 1285-1291 yılları arasında Erzurum’da bulunan Padişah Hatun bilinmektedir. İlhanlı Hükümdarı Argu Han Kirman’da Padişah Hatun ile kardeşi Soygu Katmış arasındaki taht kavgasını önlemek için Padişah Hatun’u Anadolu’da bulunan Şehzade Keyhatu ile evlendirip, Erzurum’a göndermiştir. 1291 yılında Argu Han’ın ölümü üzerine Keyhatu ile Anadolu’dan ayrılarak Kirman Tahtı’nı elde etmişlerdir. Bu ani ayrılma, Çifte Minareli Medrese’nin yarım kalmasının nedeni olarak gösterilmektedir”

PROF. DR. KARAMAĞARALI’DA AYNI GÖRÜŞTE

Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Haluk Karamağaralı tarafından yazılan bir makalede ise, Çifte Minareli Medrese’nin İlhanlılar döneminden kaldığı belirtiliyor. “Erzurum’daki Hatuniye Medresesi’nin Tarihi ve Banisi Hakkında Mülahazalar” başlıklı makalesinde Prof. Dr. Karamağaralı, Çifte Minareli Medrese olarak anılan medresenin kitabesinin mevcut olmadığını belirterek, Rusların 1829 yılında Erzurum’u işgalinden sonra medrese üzerinde bulunan çift başlı kartal ile kitabesinin sökülerek götürüldüğü iddialarını da kaynaklarla çürütüyor.

Medresenin Alaeddin Keykubad’ın kızı tarafından yapıldığı inanışının tarihi olaylar ve devrin siyasi şartlarına uygun düşmediğine makalesinde yer veren Karamağaralı, ayrıca, Fatih’te Ali Emiri Efendi Kütüphanesi’nde bulunan “Hidaye” adlı el yazması kitapta Erzurum’daki Hatuniye Medresesi’nin tamamlandığının kayıtlı olduğuna işaret ediyor. Tarihi kaynağa göre, medresenin adının Hatuniye olduğu ve bu nedenle medresenin banisinin hatun olduğuna şüphe bırakmadığı kaydedilen makalede, “1277’den itibaren de fiilen İlhanlılar’ın merkezi haline gelen Erzurum’da bu medreseyi ve türbeyi yaptırabilecek bir Selçuklu hatununu tanımıyoruz” görüşü yer alıyor.

Demek ki neymiş. Erzurum’da Saltuklulara ait mimari esereler var. İlhanlılara dönemine ait tarihi eserler var. Ama Selçukluların yaptırdığı mimari eserler yok.

Umarım şaşırmamışsınızdır..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ