$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,21 / Satış: 9,25

BİR ERZURUMLU MUHALİF: HÜSEYİN AVNİ ULAŞ

Muzaffer TAŞYÜREK
Muzaffer TAŞYÜREK
  • 21.02.2019

 

SAYIN Mehmet Doğan üstadımızın bir sorusunu Erzurum’a uyarlayarak soralım. “Erzurum’da siyaset yapanların Hüseyin Avni Ulaş isminden haberleri var mı?

Eğer varsa, Erzurum ve ülkemizin geleceğinden ümitvar olabiliriz. Fakat öyle zannediyorum ki, bilmesi ve hatırlaması gerekenler bile bugün Hüseyin Avni’yi bilmemektedir veya bilenler de unutmuş olmalıdır.

Onu hak ve hürriyetler konusunda hassasiyeti olan herkesin bilmesi ve hatırlaması lâzım.

TBMM üyelerinin, milletvekillerinin mutlaka bilmesi ve hatırlaması lâzım.

Doğan sözlerini şöyle sürdürüyor ; “Bütün bunlardan ümit var değilim ama, hiç olmazsa, hemşehrilerinin onu bilmesi ve hatırlaması lâzım…”

Evet sayın Doğan şahsen bu büyük dava adamını hatırlıyor, rahmetle yad ediyor ve hemşerilerime hatırlatıyorum.

Hüseyin Avni Ulaş.  71 Sene evvel, 22 Şubat 1948’de vefat etti. Hiçbir zaman eğilip bükülmedi. Doğrusunu doğru bildi, istikametini her şartta muhafaza etti.

O “İstikametiniz sizi yaşatacaktır” demişti. Bugün hak ve hürriyetler konusunda şikâyetlerimiz varsa, Hüseyin Avni gibi şahsiyetlerin kıtlığındandır, olanların da unutulmasındandır.

Kimdir Hüseyin Avni? Türkiye’de millet hâkimiyeti, hukuk devleti mücadelesinin gerçek bayraktarı olan şahsiyettir. Hürriyetsiz cumhuriyet olmayacağını/olamayacağını söyleyen kişidir. Eğer, milletin seçtiği bir temsilciye bir kol kalkarsa, bu kolun paşa üniformalı da olsa kırılması gerektiğini söyleyen kahramandır.

Prof. Dr. Ahmet Demirel’de onun hakkında şunları yazıyor;

Hüseyin Avni Bey ve oğlu Mehmet(sağda)-Haklılığın duruşu 1926’da İzmir suikastı sonrasında Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırken…

1.Büyük Millet Meclisi’n­de 1. reis vekili, aynı zamanda muhalif İkinci Grup’un lideri Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaş Türkiye’deki ilk “hâkimiyet-i milliye” âşıklarındandı. Ayrıca ilk Meclis’in en cesur ve ateşli hatibi, deyiş yerindeyse bir demokrasi öğretmeniydi.

Dikkat çektiği ve eleştirdiği eksiklikler Türkiye siyasetinde ancak yıllar sonra anlaşılabildi. Ancak bugün keşfedebildiğimiz bazı meseleleri bundan neredeyse bir asır evvel dile getirmişti. Hem de neler pahasına!

1923’te bu fikirleri nedeniyle TBMM dışında bırakılmış, Tek Parti dönemi boyunca sıkıntılarla dolu bir hayata mahkûm edilmişti. Polis takibi altında yaşadı, attığı her adım izlendi; avukatlık bürosuna gelen müşterileri engellenerek geçimi dahi zorlaştırıldı. Oysa 1. Mecliste verdiği mücadele vefayla yâd edilmesini gerektirirdi.

Daha sonra ilişkileri netameli hale gelecek Cumhuriyet’in kurucu kadrolarıyla ilk olarak Erzurum Kongresi’n­de kesişti yolu. 10 Temmuz 1919’da önayak olduğu kongrede delege olarak yer aldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Erzurum’dan milletvekili seçildi. Meclis’in faaliyetlerine ara vermesi üzerine Ankara’ya geçerek 23 Nisan 1920’de açılan 1. Meclis’e katıldı. TBMM’de muhalefetin, yani İkinci Grup’un 7 kurucusundan biri olup hareketin liderliğini üstlendi. Muhalefetin lideri olmasına rağmen yeterli oyu alarak Meclis’te iki kez 1. reis (başkan) vekilliğine seçildi.

1923’teki seçime katılmayan Hüseyin Avni Bey ertesi yıl Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması üzerine bazı eski İkinci Grup üyeleriyle birlikte İstanbul örgütünün kurucuları arasında yer aldı. Şeyh Said İsyanı ve onu izleyen Tak­rir-i Sükûn Kanunu ile parti kapatılınca siyasî faaliyetlerine ara verdi.

1926’da İzmir’de cumhurbaşkanına suikast girişiminin ardından bütün muhaliflerle birlikte Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandıysa da beraat etti. Siyasî hayattan tamamen çekilerek İstanbul’da avukatlık mesleğine döndü. 1945’te çok partili sisteme geçilirken Millî Kalkınma Partisi’ni kuranlardan biriydi. Ancak kısa bir süre sonra diğer kurucularla arasında anlaşmazlık çıkınca partiden ayrıldı.

1946’da Demokrat Parti listesinden bağımsız olarak Erzurum’dan adaylığını koyduysa da seçilemedi. Bu yıllarda gazete ve dergilerde Tek Parti dönemini eleştiren yazılar kaleme aldı. Bir kurucu meclis kanalıyla başta anayasa olmak üzere Türkiye’nin siyasî yapısında tepeden tırnağa bir değişim yapılmasını istedi.

22 Şubat 1948’de İstanbul’da vefat eden Hüseyin Avni Bey’in siyasî hayatı boyunca en çok ehemmiyet verdiği husus, “hâkimiyet-i milliye” kavramıydı.

Egemenliğin taviz verilemez bir biçimde millete ait olduğunu düşünmesi Hüseyin Avni Bey’in Millî Mücadele’nin başlangıcından beri cumhuriyetçi olduğunu göstermeye yeterli. Ama her cumhuriyetçi mutlaka demokrat olmadığı için Hüseyin Avni Bey’in “hâkimiyet-i milliye”den ne anladığına, milletin egemenliğini nasıl kullanması gerektiğini düşündüğüne bakmamız gerekiyor.

Ali Şükrü Bey’in aniden ortadan kaybolup iki gün boyunca bulunamaması üzerine 29 Mart 1923’te yaptığı ünlü konuşmasında bu kavramı çok yalın bir biçimde şöyle tanımlamıştır:

“Aşığı bulunduğumuz hâkimiyet-i milliye demek efendiler, şunu biliniz ki, memlekette reyini, fikrini serbest istimal etmek (kullanmak) demektir.”

Hüseyin Avni Bey’e göre halk ege­menliğini, sadece ve sadece kendi seçtiği temsilcileri eliyle kullanmalıydı. Meclis bu yetkisini başka bir kişi veya kuruma devredemezdi. Ayrıca halk­tan aldığı yetkiyle egemenliği halk adına kullanan Meclis’in üzerinde hiçbir makam yoktu ve olamazdı:

“İrade-i milliye; Büyük Millet Mec­lisi’nin şahsiyet-i mâneviyesinde, yani ekseriyetin arasında mündemiçtir. Bunun hilâfında irade-i milliye olamaz.”

Ona göre “hâkimiyet-i milliye” mutlaka hürriyetle tamamlanmalıydı. “Hepinizden fazla hürriyet taraftarı olduğumu bir defa daha tekrar ediyorum” diyerek ona verdiği önemi dile getiriyordu. Kanaatine göre bir bayrak altında yaşayan insanlar yürürlükteki kanunlara muhalefet etmedikçe ebediyen hürdür ve kanun hükümlerinden başka hiçbir güç onları baskı altına alamaz.

Ülkede şahsi hürriyetlerin ve kanun hâkimiyetinin yeterli düzeye ulaşamadığı ve bunun vatanın çıkarlarına uygun düşmediği açıktı. Bunun sorumluları ise kendilerini kanunların üzerinde gören memurlardı.

Milleti hâkim kılmak için çırpındıklarını söyleyen Hüseyin Avni Bey bir konuşmasında “Milletin hakkı, hukuku bizim namusumuzdur. Kim olursa olsun, ona saldırıda bulunanın dünya yüzünde yaşama hakkı yoktur” diyor, Millî Mücadele’de cepheleri tutacak olan gücün kanun ve adalet olduğuna inanıyordu.

Ülkede kanun hâkimiyetinin sağlanması yolundaki görüşlerini o kadar sık tekrarlıyordu ki, siyasî rakiplerinden Birinci Grup üyesi ve Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey onun bu uyarılarını takdirle karşılayarak 25 Nisan 1922’de, “Efendiler, bizim bütün mesaimizden istenen şey, her gün burada Hüseyin Avni Bey birade­rimizin bir iki defa tekrar ettiği üzere memlekette kanunu hâkim kılmaktır. Memlekette kanunu hâkim kılmazsak mesaimizin hepsi boşa gider” diyordu.

İstiklâl Mahkemeleri’ne başından beri karşı olduğunu, TBMM’nin manevi şahsiyetinde bile bulunmayan kişisel görüşe dayanarak adam asma yetkisinin bu mahkemelere verilmesinin kendisini hayrete düşürdüğünü söyleyen Hüseyin Avni Bey eleştirilerini şöyle sürdürür:

“Memleketimiz üç İstiklâl Mahkemesiyle mi idare ediliyor? Efendiler her kazada bidayet mahkemeleriniz vardır. Cinayet mahkemeleriniz vardır. Gelişigüzel üç kişiye ‘kendi görüşünüze göre siz hüküm verin’ deyip yetki vermek, milletin hukukunu tepelemek demektir. İhtilâlin de bir hukuku vardır. Hüner isyan ettirmemektir. Kanun hâkim olmalı. Şahısların hâkimiyeti payidar olamaz.”

1925’ten itibaren Tek Parti dönemi boyunca siyasî alanın dışında kalan Ulaş, 20 yıl zorunlu suskunluktan sonra 1945’te Millî Kalkınma Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 27 Ekim 1945’te partinin açılış töreninde yaptığı konuşma 1. Meclis döneminde sık sık vurguladığı görüşlerinden hiçbir şey kaybetmediğini açıkça gösterir. Türkiye’de 1925-45 arasında hüküm süren Tek Parti yönetimini bakın nasıl eleştirir:

“Bu milletin meclisinde 20 seneden beri hürriyet ifade eden bir tek kelime söylenmedi. Bizde demokrasinin en büyük noksanı budur. Cumhuriyet ancak hürriyetle olur. Hürriyete istinat etmeyen bir cumhuriyet iğfalkârdır (aldatıcıdır). Türk milletinin reşit olmadığını iddia eden varsa o kendi rüştünü inkâr etsin. Türk milleti rüştünü İstiklâl Mücadelesi’nde göstermiş ve ispat etmiştir… Evet, ben 25 senedir muhalifim. Ama kime? Haksızlığa, kanunsuzluğa ve istibdada muhalifim.”

Hüseyin Avni Bey’in bütün siyasî mücadelesi hürriyet, adalet ve demokrasi etrafında şekillenmişti. Hayatı boyunca bu ilkelerinden taviz vermeyerek, aktif siyasetin içinde olsun ya da olmasın tabir caizse “müebbed muhalif” olarak yaşadı.

Yazımızı bundan neredeyse yüz sene önce günümüze ayna tutan  dış politikaya ait sözleriyle bitirelim:

Hüseyin Avni, TBMM’de Lozan görüşmelerinde konuşuyor, yıl 1923:

“Efendiler, karşımızda yegâne düşmanımız İngiliz’dir. Bugün de yarın da öbür gün de İngiliz dostluğuna inananlar aldanırlar. Memlekete bilmeyerek hıyanet ederler. İngilizler bu millete ebediyen dost olmaz… Ben Paşa hazretlerinden âciz bir asker olarak, bir mülazim (teğmen) olarak soruyorum. Buyurdular ki, Musul bugün için ihraç edilmiştir (dışarıda bırakılmıştır)… Cemiyet-i Akvam kelimesini işitir işitmez hayret ettim. Efendim Cemiyet-i Akvam İngiliz şûrasından başka bir şey değildir. Cihanı aldatmak için sahte meşruiyetlere müşabih (benzer) olan şu makamı tanıyalım. Eğer aczimiz varsa resmen veririz. Kendi kendimizi aldatmayız efendiler. Musul bir sene hali intizarda (beklemede) bulunacak. Bu ne demektir efendiler? Bu milletle istihzadır (alaydır). İngilizlerden Mısır’ı aldınız, Kıbrıs’ı aldınız mı efendiler? Musul’u bugün sana vermeyen ne için yarın versin? Gayesi orada bir Kürt hükümeti teşkil edip, senin memleketini parçalayıp neticede bir Ermenistan teşkil etmek değil midir…”

Mehmed Doğan’ın dediği gibi “Bu konuşmada İngiliz’in yerine ABD, Cemiyet-i Akvam’ın yerine Birleşmiş Milletler koyarsanız bir şeyin değişmediğini görürsünüz. Bir de “Ermenistan”ın yanına “İsrail” eklenirse bugünü okumak daha da kolaylaşır!”

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ