$ DOLAR → Alış: 7,94 / Satış: 7,97
€ EURO → Alış: 9,44 / Satış: 9,48

HERKES OLMAK ŞAHSİYETSİZLİKTİR

HERKES OLMAK ŞAHSİYETSİZLİKTİR
  • 17.02.2019

“İRADE” bir şeyi  yapmak veya yapmamak konusunda karar verebilme ve bu kararı yürütebilme kudreti. İsteme, dileme olarak tanımlanıyor.

İnsan kendi başına yapacağı şeyler hakkında iradesini kullanır ve düşünür. İnsan iradesine bağlı düşünme melekesiyle konuları-olayları bir dereceye kadar irdeleyip, idrak edebilir. Çünkü düşünce sınırlıdır. Gerçi düşünce hürriyeti vardır ama  düşünebilme bir sınıra kadardır.

İyi ve kötü, güzel ve çirkin, günah ve sevap kavramları birer tercihtir; tercih ise insanın kendi gayretleriyle elde edebileceğini düşündüğü  şeyler için söz konusudur. “İyi olmak, iyi şeyler yapmak istiyorum” diyebiliriz ama  “iyi olmayı tercih ediyorum” diyemeyiz.  İyilik  güzellik ve sevap kazandıracak  işler dururken, irade sahibi insan, kötüyü, çirkini ve günahı tercih edemez. Birilerinin işlediği ve kitle iletişim araçlarının cazip gösterdiği vahye aykırı bir hayat tarzını “herkes” zırhına bürünerek tasvip edip, uygulama alanına koyamaz.

“Herkes”  İnsanların kendileri olabilmeği beceremedikleri- başaramadıkları noktada ortaya çıkan ne idüğü belli olmayan bir kimlik.  Meşru olmayan icraatları ve fiillerini savunmak için sığındıkları kılıf, büründükleri kaypak bir örtü. “herkes yapıyor, herkes giyiniyor, herkes konuşuyor, herkes öyle düşünüyor, herkes öğle diyor…” Bu sözler artık dil alışkanlığı olmadan çıkmış, savunma ve  yapılan icraatları meşrulaştırma aracı haline gelmiş.

İfade edemediğimiz, aklımıza gelmeyen kavramların-öğelerin yerine kullandığımız, dilimizi güceleştiren “şey” gibi, kul hakkına  taalluk eden kötü bir savunma şekli.  İnsan; rüşvetin, zinanın, yalanın, riyanın, iftiranın, karalamanın, her türlü ahlaksızlığın ve sahtekârlığın ardından  yüzleşmek zorunda kaldığı insanlara karşı “Şey! Herkes öğle diyordu da… Ama herkes öğle biliyor…” gibi bir şeytani gerekçe. Hem öylesine kötü bir gerekçe ki  ahirette insanın ebedi hayatını karartacak  kadar ağır bir sonucu var. Onun için Müslüman “herkes” olamaz. Müslüman’ın  mümtaz bir kimliği vardır. Küll-i irade sahibi Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği en büyük onurdur, “Müslüman” kimliği.

Nefsini külli iradenin gücüne teslim etmesini beceremeyen insan, cüz-i iradesine güvenerek   güya bilinçli olarak gerçekleştirmeğe çalıştığı  fiillerle “Müslüman “ kimliğini zedelediğinin farkında değildir. Herkes olmakla  kişiliksizleşen şahsiyeti, cüz-i iradesiyle herkese ayak uydurmağa, küll-i irade sahibinin gösterdiği sirat-i müstakim’ın dışında herkeslerin çizdiği yollara sapmağa, kendinden ve özünden uzaklaşmağa başlar.

 “Herkes” olmak toplumsal  çözülmenin de göstergesidir. Sorumluluktan kaçma, kendini ifade edememenin sonucu olarak insan, kimliği olmayan, sıradan bir hayata taliptir. Kişiliksiz, sorumluluk duygusundan yoksun  insan toplum adına insanlık için hangi değerleri üretebilir ki?

İnsanın bazı fiilleri işleyip çeşitli cürümlerde bulunurken, nefsini aldatmak  ve mazur göstermek, iradesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulmak için “istemeyerek oldu”, “elimden başka bir şey gelmezdi” , “gözüm karardı” , “başka çıkar yol yoktu” gibi bahanelere sarılması  işte bu kendisi olamamanın sonucudur. Oysaki  kızgınlık yada güçlü bir arzuyla yapılan fiiller  istemeyerek yapılmıştır diye vasıflandırılıp mazur görülemez.

İnsan hem nefsinin arzuladığı mülevves  fiilleri işleyecek , nefsinin zebunu  olacak . Hem de “istemediğim halde  oldu” diyecek veya “herkes yapıyordu, zannettim ki…” diyecek. Böyle bir savunmanın mantığı yoktur ve insanı Allah indinde mesuliyetten kurtarmaz. İnsanın “istemediğim halde oldu”  yaklaşımı ile “ herkes yapıyordu, ben de yaptım!!!” yaklaşımı arasında   mesuliyet açısından hiçbir fark yoktur.

Hem iyi olma, hem de kötü olma durumu bizim elimizdedir. Çünkü iyiye ve kötüye götüren irade  gücü, bize lutfedilmiştir. Sadaka vermek, güzel söz söylemek, selam vermek, tebessüm etmek yoldaki bir engeli, taşı kaldırmak, yaşlı bir insana yardım etmek elimizde olduğu gibi, aksi hareketlerde bulunmak da yine kendi elimizdedir.

Herkes olmak, mesuliyetten kaçmaktır. İnsan dağların ve taşların yüklenmediği sorumluluğu  yüklenmiş ve başıboş bırakılmamıştır.  Bizler insan olarak yaşadığımız cemiyette, kendi  problemlerimiz ve meselelerimiz dışında başkalarının dertlerini bile dert edip, toplumsal problemlere çözüm yolları aramak, dünyayı Vahy’in aydınlığına kavuşturmak gibi bir mes’uliyetinde altındayız.

Çalışkanlığımızla, ticaretimizle, kültürümüzle, özümüzle, sözümüzle, temizliğimizle, güvenilirliğimizle, ahde vefa, mertlik  gibi her türlü  fiillerimizle  insanlara örnek olmak durumundayız.

İnsan, yaptığı en küçük  işten iradesi dolayısıyla mesuldür. Herkesin yaptığını yaparak, herkesin söylediğini söyleyerek sebep olabileceğimiz fiillerimizden ötürü ne dünya hukuk sistemlerinde ne de  Rabbimizin mahkeme-i kübrasında savunma yapmamız ve aklanmamız  mümkün değildir. Cüz-i irade insanı mesuliyetsizlikten kurtararak ona bir  mümtaz bir mevkii ve şahsiyet kazandırmıştır. İnsanı  hayvanlardan ve  gerizekalı- düşünme özürlü hem cinslerinden ayıran bu özelliği  Yaratanın  en  büyük lütfudur. Bu lütuf sayesinde  dünya ve ahiret saadetini,  insan olmanın mutluluğu ve izzetini elde edebiliriz.

Herkese bakmak, herkese uymak yanlıştır. İnsan kişilik sahibi olmalıdır.  Onuruyla  ayakta durmalıdır. Politikadan ekonomiye kültürden eğitime toplumun her alanında, kişilikli  yöntemler izlenmelidir. Hayatın her alanında kişilik sahibi, şahsiyetli ve onurlu insanların sayısı çoğaltılmalıdır. Hayatın her alanına  mensup olduğu inancın damgasını vurabilecek yetenekte, vizyon sahibi fertler yetiştirilmelidir. Bu fertlerde ancak Küll-i irade sahibi Cenab,-ı Hakk’ın esmasının tecellisine mazhar cüz-i irade sahibi kimseler   olabilirler.

İnsan, “herkes” değil, herkese göre değil  Kur’an  eksenli olmak zorundadır. Rabbimiz   Kur’an-ı kerim’de,  insanların büyük bir ekseriyetinin akletmediğini, yanıldığını vurgulamaktadır.  İnsanı  ekseriyete uymaktan, herkes olmaktan  uzak durmağa ve yalnız kendine kul olmağa davet etmektedir. İşlediği günahlardan dolayı fıtratını bozan insan  herkes gibi yaşamağa çalışan insan nefsini sorgulamak zorundadır. . Herkesin hürriyetlerinden vazgeçip maddenin ve nefsin kölesi olduğu noktada  yalnız Allah’a kul olmanın bilinciyle harekete geçen insan ve ruh, kişiliğin anlam yitirdiği  iletişim çağında herkes olmamanın gururunu yaşayacak,  onurlu bir hayat yaşamak için kendinde kuvvet bulacaktır. İnsanların yükselişi ve düşüşü buna bağlı.

Tarihte iz bırakmış insanlar ve medeniyetler başkalarını taklit edenler değil, kendi inanç ve kültürleri üzerine orjinal  eserler ortaya koyanlardır. Hiçbir sanatçı, hiçbir edebiyatçı, hiçbir müzisyen, hiçbir devlet başkanı, eğitimci, filozof, bilim adamı başkasını taklit ederek veya herkesin yaptığını yaparak tarihe mal olmamış, ismi unutulmayanlar listesine altın harflerle kazınmamıştır.

İlkeleri, idealleri, hayat felsefeleri olan, hareketleri dengeli ve ölçülü, başkalarına rağmen ayakta dimdik durmasını bilen, basit menfaatler için şahsiyetini zedelemeyen, ikiyüzlü ve sahte cennetlere aldanmayan, uşaklık ruhundan arınmış, can, mal, namus, akıl ve inanç özgürlükleri için mücadele ruhuna sahip, kendisine dayatılan alçakça bir hayata karşı  onuruyla direnen  fertler herkesin  mukallidi olamazlar.

Bu özelliklere sahip olmak ayrı bir şans, bu özellikleri muhafaza apayrı fedakârlık gerektiriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ