$ DOLAR → Alış: 6,31 / Satış: 6,33
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

ŞOK ETKİSİ YARATAN SEÇİM

Canan UÇAR
Canan UÇAR
  • 21.04.2018

BİR anda bomba gibi gündeme düştü: 24 Haziran 2018’de, Türkiye yeniden sandık başında olacak.

Aslında siyaseti biraz okuyabilenlere erken secim sürpriz değildi. Çünkü iktidar cephesinde seçimin çokça “alametleri” belirmişti…

İnternet üzerinden yapılan yayınlara RTÜK denetimi ve ana akım medyadaki beklenmedik el değiştirmeler, içinde bulunulan ekonomik güçlüklere rağmen koşullar zorlanarak potansiyel oy kaynaklarına yöneltilen parasal teşvikler; Doğan Medya Grubu’ndaki yayın organlarının el değiştirmesi “seçim emareleri” arasındaydı.

AKP yerel yönetimlerinde ve parti teşkilatında radikal değişikliklere gidiyor; il ve ilçe kongrelerini büyük bir hızla, sistemli ve düzenli bir şekilde gerçekleştiriyor; bunlara bizzat Cumhurbaşkanı yoğun bir tempoyla katılıyordu.

Muhtarlara ve iktidara taraftar meslek kuruluşlarına yönelik ek özendirmeler siyaseti bilenlerce erken seçim işaretleri olarak yorumlanmakta idi.

Yine de, tüm bunlara rağmen bu seçimlere verilecek en doğru isim: “Şok etkisi yaratan seçimler!”

Bu seçimler, “şok etkisi yaratan seçimler” çünkü, “erken seçim” ve hatta “baskın seçim” olarak adlandırılamayacak kadar ani duyuruldu ve daha da önemlisi, sonuçları şöyle veya böyle “şok” olacak.

Neden “şok” seçimler?

Çünkü…

Seçimlerin 2018’de gerçekleşeceğini öngörenler için bile, bu kadar erken ve hatta acele bir tarih “şok” etkisi yarattı.

Çünkü…

Bu seçimlerin etkileri şok yaratacak.

Sistemsel bir dönüşümün son noktasını koyacak seçimlerden bahsediyoruz.

Sekiz yılda dokuz seçim

2010 referandumundan beri, sekizinci kez sandık başında Türkiye: Ortalamaya vurursak, sene başına bir seçim düşüyor. Ve hattâ, 24 Haziran’da iki sandık kurulacağını düşünürsek de, dokuz seçim gerçekleşmiş oluyor ve böylelikle 2018, “çifte seçimli yıl” hâline dönüşüyor.

2010 referandumu, 2011 genel seçimleri, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2014 yerel seçimleri, 2015 Haziran genel seçimleri, 2015 Kasım genel seçimleri, 2017 referandumu ve şimdi de, çifte seçimler-genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi.

Bu farklı sandıkların ortak bir tek özelliği var: her seferinde toplumsal kutuplaşmayı daha da artıran bir rol oynamaları.

Bu da, kaçınılmaz bir durum; çünkü 2010’dan beri, adım adım sistem değişikliğine doğru ilerliyoruz. “siyaset mühendisliği” veya daha doğrusu “siyaset müteahhitliği”, başkanlık sistemi yönünde bir dönüşümü her oylamayla “inşa etmiş” oldu.

Geldik son sandığa, son oylamaya…

Bu kez sandık, bir rejim değişikliğini nihaî olarak tescillemek için kurulacak.

Popülist sistemlerde muhalefetin en büyük hatası da, toplumda var olan huzursuzluk ve memnuniyetsizliklerin, seçmenlerin kendilerini tercih etmesini sağlayacağı algısı; daha doğrusu yanılgısı.  

Sistemin “kasaya çalıştığı”, kazanma şansının muhalefet için, cebinde beş kuruşla kumarhaneye girip de, “12’den vurmaya” eş değer olduğu bir seçimde, sonuçlar nasıl “sürpriz” olabilir?

Tek bir şekilde: şoka, şokla karşılık vererek.

Öncelikli olarak da, muhalefetin, kendinden beklenmeyenleri yapmasıyla: Şok etkisi yaratacak bir aday çıkarmakla, şok edici hamlelerle akrobasi cambazları gibi imkânsız konumlarda dengeleri sağlamakla, şok edici biçimdegündemi belirlemeyi eline almakla.

Yineliyorum:

Toplumda, siyasi huzursuzluk ve memnuniyetsizlikler olması, seçmenlerin otomatik olarak bir “oy verme alışkanlığı değişikliği yaşayacağı” anlamına gelmiyor. Önce seçmenlerin önüne, bir yeni seçenek koymak gerekiyor.

Bunun için muhalefet ortaklaşa somut bir hedef belirlemeli, gündemlerini bu hedefe odaklanacak tek bir maddeye indirgemelidirler.

İçinde bulunduğumuz koşullarda bu hedef, ülkeyi bugünkünden de daha karanlık günlere götürebilecek “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” yerine, kuvvetler ayrılığının geçerli olacağı, çoğulcu, demokratik, gerçek bir hukuk devletinin kurulmasından başka bir şey olamaz.

Muhalefet partileri seçim kampanyasında, yeni anayasa ve çoğulcu demokrasi hedefini halka profesyonel yöntemlerle anlatıp benimsetebilmelidirler.

Keza, kampanya sırasında, günlük işlerin yürütülmesi konusunda da iktidarın zaten bilinen hata ve zaaflarını tekrar tekrar gündeme getirmek yerine, kendi dönemlerinde ülke yönetiminin halkın günlük yaşamını iyileştirmeye odaklı olacağını basit ve inanılır, güven verici projeler temelinde somut örneklerle anlatmaya öncelik vermelidirler.

Bu arada sandığa “küskün” seçmen kitlesi, şimdiye kadar muhalefet partilerine oy vermemiş ya da iktidar lehine oy kullanmış ancak memnuniyetsiz kesim için de vakit geçirilmeksizin etkili proje ve söylemler geliştirilmelidir.

Türkiye’de ciddi bir bütçe disiplini temelinde, ülke çapında sosyal dengeleri, birlik ve bütünlüğü yeniden sağlayacak; istihdamı arttıracak, sanayi ve tarım üretimini teşvik edecek ekonomik politikalar geliştirebilecekleri; dış politikada da ülkemizi yeniden tüm dünya için güvenilir bir muhatap haline getirecek barış ve istikrar odaklı gerçekçi dış politikaya döndürecekleri hususunda halka güven verebilmelidirler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ