$ DOLAR → Alış: 8,54 / Satış: 8,57
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

O SÖZÜ HİÇ UNUTMAMAK GEREK!

O SÖZÜ HİÇ UNUTMAMAK GEREK!
  • 15.06.2021

HEPİMİZ insanız, duygusal yaratıklarız.

Ağlarız, güleriz, seviniriz, üzülür; kimi zaman kendimizi mutlu hisseder, bazen kedere boğulur, böyle bir hengamede yaşar, gideriz.

Tüm bunlar bize, yani insanlara özgü davranış biçimleridir.

İnsan elbette ki, durduk yerde ağlamaz, gülmez, sevinmez, üzülmez, kendini yok yere kahretmez; mutlaka be sebep gerekir.

*

Uykunun dışında günün her saatinde duyguları harekete geçiren, göz pınarlarının önünü açan, dudaklara hareketlilik kazandıran, burnun direğini sızlatan; duruma göre yüzlerde şekil değişikliğine sebep olan güzel-çirkin yığınla olay yaşar, çoğunun üstünde durma ihtiyacı bile hissetmez, unutur gideriz.

*

Ancak bazı acı-tatlı yaşanmışlıklar vardır ki, hafızalarda iz bırakır, derin yarıklar açar, akla geldikçe ya hüznü akla getirir, ya tebessüme neden olur.

Unutulmazdır onlar.

*

Sevdiğiniz birisinin ölümü, düğün gününüz, çocuklarınızı dünyaya gelişi kolay kolay unutulmaz.

Bu duygusallıklardan kimini küçük bir müdahale, bir ince davranış şekli çoğaltır, büyütür, katmerlendirir.

*

Arkadaşınızın, sevdiğinizin doğum gününü unutmamak bir inceliktir. O inceliği de takdim ettiğiniz bir küçük hediye taçlandırır.

Önemli olan hediyenin ne olduğu değildir, hatırlanmış olmanın verdiği haz’dır…

Takdir edilmek de öyle değil midir?

Bana sorarsanız takdir edilmek, alkışlanmak, onurlandırılmak insani bir gerekliliktir aslında.

*

Cumhurbaşkanlarının, başbakanların bile takdir edilmekten hoşlandıklarını bir yerlerde okumuştum.

Güzel işler yapan, halkını mutlu etmek için çabalayan ve takdiri hak eden her politik kişi açısından alkış, güçlü etkiye sahip bir büyük ödüldür.

Alkışın insanları mutlu ettiğine, yorgunluklarını giderdiğine, yüzlerinde güller açtırdığına, kısacası doping etkisi yaşattığına dair çokça tanıklığımız vardır.

*

Zeki Müren’in, “Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir” şarkısını kim unutabilir?

*

Gülmenin, tebessümün ne demek olduğunun, o güzel davranışın ne büyük bir değer taşıdığının farkına şu sıkıntılı salgın günlerinde daha iyi varmadık mı?

*

Böylesi bir atmosferde; fırsatı ganimet sayan, kalemini şantaj ve tehdit aracı haline getiren; basın ilkeleri, meslek etik kuralları bir yana; insanlıktan nasibini almamış, ahlak, edep, vicdan yoksunu satılık şarlatanların gazeteciliği paspas ettiği günlerde sizi, yaptığınız işten, haberciliğinizden, gazeteciliğinizden dolayı takdir eden güzel insanların jestini, bağırlarına basmalarını nasıl değerlendirirsiniz bilemem ama, bana çok anlam yüklediğini, mutlu ettiğini, onurlandırdığını rahatlıkla söyleyebilirim.

*

Meslekte neredeyse 42 yılı geride bırakıyorum…

Yılları erittiğim, kendimin de eridiği süre içinde Erzurum öncelikli konulara, halkın sorun ve sıkıntılarına ağırlık veren bir anlayışla hareket ettiğimi, haberler yaptığımı, yazılar yazdığımı bu şehirde yaşayan ve bizi az-çok tanıyan insaf sahibi herkes bilir.

Olayların üstüne çalakalem giden ve halen ilk günün heyecanını duyarak koşturan, elinden kalemi bırakmayan, uslanmaz bir memleket sevgisi ve sevdasına sahip Erzurumlu bir basın mensubu olarak, geçmişte ödüller aldığımı hayal meyal hatırlıyorum.

*

Her biri “basit ve sıradan” olan, sırf “adet yerini bulsun” diye dağıtılan şiltlerle, plaketlerle de olsa “güzel bir iş yapmışsın” düşüncesini karşısındaki muhatabına hissettirmeye çalışanların yaklaşımlarını unutalı çok oldu.

İşte böyle bir dönemde; yaptıkları emsalsiz işlerin yanında eylem, söylem ve karakterleriyle de bir duruş sergileyen, topluma örnek olan, Erzurumlu kimliği ve ruhuna sahip olmanın güzelliklerini üzerlerinde katre katre taşıyan iki değerli dostun, Doğan Hattatoğlu ağabeyinin beni fazlasıyla mahçup eden yazısının da üzerinde yer aldığı Çifte Minareli Medrese “onur arması” ve…

Kucağında birkaç karpuz birden taşıyan, tiyatrodan şiire ve resme varıncaya kadar farklı sanat dallarında kendini fazlasıyla kanıtlayan Ümit Gergit hocanın pilot kalemi ile çizip, şahaserleri arasına dahil ettiği Saat Kulesi “gurur madalyonu” beni fazlasıyla mutlu etti.

*

Evet, hepimiz dosttuk, arkadaştık, aramızda ağabey, kardeş ilişkisi vardı ve o ilişki doruk noktadaydı. Ama gerek şahsıma, gerekse Canip Cihangir ustaya sunulan hediyeler dostluğu perçinlemek için verilmiyordu, bir emeğin, yapılan güzel işlerin takdir nişanesiydi.

Mutluluğumuzun asıl nedeni de buydu.

Biri birimizle geniş salonlarda, gösterişli mekanlarda değil, çoğu insanı yolunu, izini bilmediği ve varlığından haberdar olmadığı bir hoş mekanda, buram buram Erzurum kokan Canip Cihangir Sanat Atölyesi’nde hediyeleşirken, sadece mekanın hoşluğu değil, mekan sahibinin samimiyeti, güleç yüzü ve tabi ki inanılmaz güzellikteki çalışmaları da etkiledi beni, bizi, hepimizi.

“Erzurum’un ağabeyi” makamında gördüğüm, yaptığı biri birinden anlamlı maketleriyle “marka” haline gelen Doğan Hattatoğlu ağabeyin sanatla yoğrulmuş ruhundan süzülerek vücut bulan Çifte Minareli Medrese maketiyle ödüllendirilen, atölyesi Palandöken Belediyesi’ne ait Recep Tayyip Erdoğan Kültür Merkezi’nde bulunan, ahşap malzemelere dağlama yöntemiyle güzellikler katan, canlılık kazandıran Canip Cihangir ustanın memleket açısından ne büyük bir değer ve kıymet olduğuna da o gün hep birlikte bir kez daha tanık olurken, “Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir” sözünün sahibi Muallim Naci’yi de rahmetle andık, dostlara da verdikleri biri birinden değerli hediyeleri için teşekkür ettik. erzhaber

Etiketler: / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ