$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,95 / Satış: 8,98

KONYALI, TOPÇU VE KARATAŞ HOCA’DAN

KONYALI, TOPÇU VE KARATAŞ HOCA’DAN
  • 17.12.2020

YAŞANAN salgın yüzünden okunup-okunmayacağı uzun süre askıda tutulan, sonunda Müftülük kararıyla Ayazpaşa Cami yerine Lalapaşa Camii’nde okutulmasına karar verilen Bin Bir Hatimler, cuma sabahında, sabah namazı öncesinde başlıyor.

Bin Bir Hatimler ile ilgili olarak bugüne kadar çok sayıda yazı yazıldı, haber yapıldı, fotoğraflar çekildi, görüntüler yayınlandı. Erzurum kültür hayatına yaptığı çalışmalarıyla önemli katkılar yapan İbrahim Hakkı Konyalı, konuyla ilgili olarak neler yazmıştı?

Konyalı’nın, Abideleri ve Kitabeleri İle Erzurum Tarihi adlı eserinde Bin Bir Hatimler ile ilgili yazdıklarını, hatırlamamız adına sizlerle paylaşayım istedim.

Sadece İbrahim Hakkı Konyalı’nın değil, merhum Nurettin Topçu’nun insanlara “ders” verecek nitelikteki davranışını, yine “Erzurum’un Müslüman Türk’üne aşık oldum” diyen Prof. Dr. Şaban Karataş’ın yazdıklarını da ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyorum.

BİN BİR HATİMLER

İbrahim Hakkı Konyalı:

‘’Bin bir hatim geleneği, 1500’lü yıllarda, Pir Ali Baba adında bir zat tarafından başlatılmıştır. Pir Ali Babanın hicri 945 miladi 1533 yıllarında yaşadığı bildirilir.

Pir Ali Baba’nın yaşadığı dönem Yavuz Sultan Selim ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı padişahı olduğu yıllardır. Bu dönem ilim, sanat ve edebiyat alanında büyük gelişmelerin olduğu ve çok değerli eserlerin yazıldığı altın yıllardır.

Bu ortamda yetişen Pir Ali Baba, o devrin alim ve Fadıl şahsiyetlerinden olmakla birlikte büyük zenginlerinden sayılır. Tuzcu (Dutçu) köyünde mutasarrıflık yapan Ali Baba o dönemlerde çevre illerde özellikle de Erzincan’da vuku bulan depremler sebebiyle tedirgin olur ve Erzurum’un bu tür bir felakete maruz kalmaması temennisiyle bin bir hatim geleneğini başlatmıştır.

‘Eğer her yıl bin bir hatim okunursa Allah Teâla bu memleketi felaketlerden özellikle de zelzeleden korur” diyerek, maliki bulunduğu 8 köyden 4’nün gelirini tamamen (meşayih ve ulemadan olan evladan nezaretinde) Erzurum’da yılda bir defa okunmasını ihdas ettiği Bin Bir Hatimler’e vakf etmiş ve bu hatimler o günden sonra Erzurum’da sürekli okutularak, Birinci Cihan Harbi yıllarına kadar devam edegelmiştir.

Birinci cihan harbi sırasında kısa bir dönem kesintiye uğradıktan sonra dönemin müftüsü Solakzâde Sadık Efendi ve bazı Erzurum milletvekillerinin teşebbüsleriyle tekrar başlatılmış ve günümüze kadar gelmiştir.’’

BİR MAAŞ HİKAYESİ

Nurettin Topçu

İmam Hatip Lisesi’nde ücret karşılığı felsefe derslerine girmesine rağmen ücret almayı kabul etmemiştir, İmam Hatip Lisesi Müdürü Mahir İz, Topçu’ya bu davranışının sebebini sorduğunda, aralarında şöyle bir konuşma geçer:

Topçu: “Hoca! Burası din mektebi, ben buraya ibadet için geliyorum, ibadetten para alınır mı?

Mahir İz: “Ne yapıyorsun,  Nurettin Bey, sen devletten zengin misin? İhtiyacın yoksa sen alma, okulda bu kadar fakir öğrenci var. Sen bordroyu imzala, ben o parayı alır, fakir çocuklara dağıtırım.

”Topçu: “Ben o imzayı attıktan sonra parayı kabul etmiş olurum. O zaman almışım veya dağıtmışım fark etmez. Din görevi hasbi olmalıdır. Burada yetişenler din adamı olacaklar. Ben hasbi olmalıyım ki, onlar da hasbi olsunlar.”

Bu tür davranışlarından ve düşüncelerinden anlaşılacağı üzere, inandığı “dava” uğruna kararlı bir duruş sergileyen Topçu, genç nesillere örnek bir şahsiyet olarak gösterilmiştir.

ERZURUM’DAN HATIRALAR

Prof. Dr. Şaban KARATAŞ

Rahmetli Avukat Bahattin Celman’dan dinlemiştim.

Yaşlıca, kimsesiz, zengin bir dul hanım, bizim Bahattin’i zekatını dağıtması  için vekil tayin etmiş. O da karınca kararınca kendi ölçülerine göre zekâtı dağıtırmış.

O yıl zekât biraz yüklüce imiş. Her gün geçtiği yolun üstünde bir kundura tamircisi varmış. Gayretli, durmadan çalışan birisiymiş. Dikişleri eli ile yaparmış. Bahattin düşünmüş ki, buna bir dikiş makinası alırsa, bu çalışkan insana hayırlı yardım olur, işi büyür. Bir gün geçerken, tamirciye selam vermiş, hal hatır sormuş. Oturmuşlar, çay söylemişler. Bahattin anlatmış.

Tamirci gayet sakin, bu hayır sahibi hanımın durumunu sormuş. Bahattin beyin bu konudaki bilgilerini yoklamış. Sonunda:

“Yazık” demiş, o hanımın zekatı yerini bulmuyor. Ben o makinayı kabul edersem, derhal zekât verecek hale gelirim. Halbuki esas benim çalışıp işi büyütmem, makinayı da artırdığım para ile almamdır. O zaman hem zekât, hem kazanç helal olur. Kusura bakma bu ikramı kabul edemem.

“Erzurum’un Müslüman Türk’üne o gün aşık oldum. Bu aşkım yirmi yıl artarak sürdü. Bugün de bütün tazeliği ve güzelliği ile devam ediyor.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ