$ DOLAR → Alış: 7,26 / Satış: 7,29
€ EURO → Alış: 8,59 / Satış: 8,62

ŞANSSIZ MIYIZ, YOKSA BECERİKSİZ Mİ?

Öztürk AKKÖK
Öztürk AKKÖK
  • 09.01.2017

İSTANBUL gazeteleri, Cumartesi ve Pazar günleri yığınla ek yayınlıyor.

***

En çok hoşuma gideni, Hürriyet’in Seyahat eki.

***

Fırsat buldukça seyahat yazılarını okuyor, bazen hayal dünyasına dalıyor, çokça da fotoğraflarını inceliyorum.

***

Dün (Pazar) bir de Milliyet alayım istedim.

Çünkü onun da, Erzurum’u ve Palandöken’i anlattığı bir ilavesinin olduğunu duymuştum.

***

Bir bayiye uğradım, “Erzurum’u mu yazmışlar ne, Milliyet kalmadı” cevabı aldım, şansımı zaten az olan bir başka bayide denedim, bir tane Milliyet kalmıştı, onu da ben kaptım!

***

“Atla Gezelim” ilavesinin manşetinde Erzurum vardı, “Hadi Erzurum’a gel” başlığı göze çarpıyordu.

***

Tabloid boy bir gazete, “çok basit” geldi bana.

***

İnanın Erzurum’da hangi gazete tasarımcısına söyleseniz, çok daha çarpıcı bir ilave hazırlar size.

Ayda bir yayınlandığı bilinen, Milliyet gibi ciddi bir gazetenin ilavesinin böylesine “sıradan” ve böylesine “karmaşık” oluşunu yadırgadım açıkçası.

***

Dahası…

***

“Hadi”ye taktım mesela.

“Haydi” olması gereken kelimede “y”yi niye yutmuşlardı, anlayamadım.

 

Hani İbrahim Erkal’ın, yıllar önce seslendirdiği şarkısından esinlenmişler diyeceğim ama…

O şarkının orijinali de , “Hadi gel, Erzurum’a gel” şeklindeydi.

***

Manşetteki o yanlış, sanki ilavenin “laf olsun” diye hazırlandığı izlenimi veriyordu insana.

***

Gazeteyi hazırlayanların “y”ye takıntısı olmalıydı ki, Dönerci Hacıbaba ve Kadayıçı Muammer Usta reklamlarında da, kadayıf dolması ve döner “yemeğe” davet ediliyordu okuyucu.

***

Ne demekse “yemeğe!”

Çözemedim bir türlü.

Ve de Milliyet gibi, bir zamanlar benim de çalıştığım bu gazeteye yakıştıramadım o ilaveyi.

***

Milliyet’in Atla Gezelim’inde duyduğum hayal kırıklığını, Hürriyet’in Seyahat’indeki ilgisizlik katmerleştirdi adeta.

***

Yığınla seyahat firmasının reklamları ile dolu gazetenin, turizm konusunda belirleyici bir rol oynadığını seyahat tutkunlarını etkilediğini ve yönlendirdiğini söylememe bilmem gerek var mı?

***

Hürriyet’in Seyahat’i de, “Karda hoştur yürümek” başlığıyla, tam sayfa bir fotoğraf da kullanarak dikkat çekmeye çalıştığı haberini, devam sayfalarında detaylandırmıştı.

***

Gazetenin orta sayfasında, Türkiye’de karda trekking yapılabilecek “en iyi” 10 yer fotoğrafları, özellikleri de anlatılarak sıralanmıştı.

***

Haberde Bolu’dan 3, Rize’den iki, Kocaeli, Nevşehir, Kayseri, Bursa ve Aksaray’dan birer yer anlatılıyor ve tanıtılıyordu da…

Ne Erzurum’a rastlamak mümkündü haberde, ne Sarıkamış’a.

***

Sanırsınız buralar kış memleketi değil!

***

Sahi niye yokuz biz?

***

Mesela NTV’nin “hava durumu haberleri”nde!

Niye Erciyes var ve niye Palandöken yok?

***

Neden falan yerde kar kalınlığı metrenin üstünde de, neden Erzurum’da santim hesabı!

***

Ben, turizmin Erzurum’un kalkınmasına ciddi katkı sağlayacağına inananlardanım.

***

Ama böyle olmaz!

***

Biz sanki haksız bir rekabet ile karşı karşıyayız.

***

Kim bilir belki oyunu kuralına göre oynamasını bilmiyor da olabiliriz.

***

Bunları yazarken, aman aman bir kış turizmi sevdalısı olduğum akıllara gelmesin.

***

Kış turizmini çok hazzettiğim de söylenemez.

***

Dört mevsim turizmi, insanlarla etkileşimi, kültürel alışverişi çok daha benimsiyorum.

Dolayısıyla öteden beri, Erzurum’un bir bütün olarak ele alınması ve tanıtılması gerektiğini savunuyorum.

***

Tek başına kış turizmi, sadece o sektöre yatırım yapan birkaç büyük otel işletmecisini tatmin eder, o kadar!

***

Halbu ki, turizmden; lokantacılar, hediyelik eşya satıcıları, şarküteriler, yerel kıyafet satan mağazalar, kısacası herkes kazanç sağlamalı.

***

Erzurum’da müthiş bir turizm potansiyeli olduğu noktasında bizim dışımızda herkes hemfikir.

***

Tarih, doğa, su…

Kolay ulaşım, güvenlik, konaklama…

Ne varsa hepsi mevcut.

***

Mevla Erzurum’a vermemiş, adeta başından yağdırmış!

***

Ama biz maalesef o muazzam serveti görmüyor…

Tarihin, doğanın kıymetini bilmiyor…

Durmadan ağlıyoruz.

***

Diyorum ki, daha yetmedi mi ağlamak, diz dövmek, suçluyu gidip başka yerlerde aramak.

***

Hiiç kıvırmanın alemi yok.

Suçlu biziz.

Suçumuz da, en kestirme şekliyle; beceriksizlik.

***

Yoksa ne diye binlerce ton otu her yıl başka yerlere satalım?

***

Bedava gibi bir paraya sattığımız otun bize et, süt, peynir olarak geri döndüğünü göremiyorsak…

Ağlamaya, sızlamaya hakkımızın olmadığını da bilmemiz gerekir.

İşin Türkçesi budur dostlar!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ