Dolar 32,8221
Euro 35,1421
Altın 2.449,46
BİST 10.771,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Erzurum 29°C
Hafif Yağmurlu
Erzurum
29°C
Hafif Yağmurlu
Pts 29°C
Sal 26°C
Çar 27°C
Per 28°C

BİNDİK BİR ALAMETE, GİDİYOZ KIYAMETE!

HİÇ BU KADAR ÇOK TELEVİZYON KANALIMIZ, BU KANALLARDA YAYINLANAN EDEP YOKSUNU, İNSAF YOKSUNU DİZİLERİMİZ VE İNSANLARIMIZI ÇALIŞMADAN, ÜRETMEDEN KISA YOLDAN ZENGİN OLMAYA ÖZENDİREN YARIŞMA PROGRAMLARIMIZ OLMAMIŞTI.

BİNDİK BİR ALAMETE, GİDİYOZ KIYAMETE!
22 Aralık 2022 19:46 | Son Güncellenme: 22 Aralık 2022 20:50

SİZE bugün izniniz olursa eğer “bomba tanımı” yapmak istiyorum.

Öyle bir bomba ki, ne Nagazaki’ye atılan ve Japonya’ya savaş kaybettiren atom bombasına, ne kurulan alçakça tuzaklar sonucu uzaktan patlatılarak ocakları söndüren el yapımı bombalara hiç benzemiyor.

*

Bi kere “tahrip gücü” inanılmaz derecede yüksek!

Aslında “tahrik gücü yüksek” demek daha doğru olur.

Ya da ikisi birden!

*

Bu bomba bina filan yıkmıyor, ocak söndürüyor, o kadar!

*

“O da nasıl bir bombaymış” demeyin sakın!

Hepimiz o bombayı iyi biliyor, uzaktan kumanda ile patlatmayı çok iyi beceriyoruz.

*

Avuç dolusu para ödeyerek satın aldığımız ve evimizin baş köşesine yerleştirip, karşısına kurulduğumuz “dev” ekran televizyonlardan bahsediyorum!

Öyle çoklar ki!

Hiç bu kadar çok televizyon kanalımız, bu kanallarda yayınlanan edep yoksunu, insaf yoksunu dizilerimiz ve insanlarımızı çalışmadan, üretmeden kısa yoldan zengin olmaya özendiren yarışma programlarımız olmamıştı.

*

Ülke olarak, millet olarak öyle büyük bir furya ile karşı karşıyayız ki, inanılır gibi değil!

*

Meğer biz ne kadar üretken bir millet halini almışız!

Durmadan sanatçı(!) üretiyoruz.

Hem de Yeşilçam’a rahmet okutacak hızda…

Artık İstanbul’un dört bir yanı Yeşilçam!

*

Osmanlı’ya asırlar boyu “başkent” olan şehri İstanbul, o mukaddes belde; şimdilerde Rahmetli Akif’in dediği gibi, “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi ne bela” türünde yetmiş iki buçuk milletten insanın yaşadığı; dününü arayan bir garip, bir mazlum, bir mağdur şehir olup çıkıvermiş.

*

Bir zamanlar “Türk Sineması” dendi mi akla Yeşilçam, “Yeşilçam” dendiğinde de akla Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Erol Taş, Kadir Savun gibi isimler gelir, akla gelen o “sanatçılar”a da rol verilirdi, şimdi yüzü güzel, fiziği düzgün kadınlar, genç kızlar işi kapıyor!

İşi kapanın becerikli olup-olmadığının, rolünü iyi yapıp-yapmadığının hiç de önemi yok!

Sanatçı hanımefendi iyi kırıtıyorsa, bakışı, yürüyüşü tahrikkarsa tamam demektir!

Ağlamayı, gülmeyi, kahkaha atmayı beceremiyormuş; hepsi yapmacık kalıyormuş, kimin umuruna!

*

Özür dileyerek yazıyorum, “sanat yok”, sanatçı aramayın, artık “teşhir var.”

*

Göğüsler, kalçalar, bacaklar her şey ortada!

Dizilerin hepsi biri birinin kopyası!

Senaryolar çok sıradan.

*

Böyle olduğu için de fazla ilgi görmüyor, bir dizinin ömrü bir sezon bile sürmüyor.

Nasıl sürsün ki?

Hiçbirinin inandırıcılığı yok!

*

Hanımefendi sabah yatağından doğruluyor, sanırsınız kuaförden yeni çıkmış…

Dudaklardaki kırmızının, yanaklardaki allığın dayanılmaz hafifliği herkesin dikkatini çekiyor.

Çoğu dizide kız anneye, oğlan babaya asi.

Akrabalık, kardeşlik bağı pamuk ipliği inceliğinde!

Herkes biri biri ile bir dargın, bir barışık.

Kimin eli kimin cebinde belli değil.

Soytarılıkların, ahlaksızlıkların, ihanetlerin bini bir para!

Her dizi evinde entrika, her işyerinde Bizans oyunu, her holdingde rüşvet çarkı!

Holdingler, patron-sekreter, patron-yönetici gayrimeşru ilişkilerinin sıkça yaşandığı yerler olup çıkıvermiş.

*

Biri birinin aynı olan diziler artık fazla ilgi çekmiyor, reyting toplamıyor olmalı ki, çirkin oyunları okullara, sınıflara kadar soktular.

Lise öğrencisi rolü verdikleri genç(!) sanatçıların her biri amcamın, teyzemin yaşında!

*

Okul dizilerinin hiçbirinde bilgiye, derse, çalışmaya yönelik bir sahne yok gibi.

Zannedersiniz gençler(!) okula gönül eğlendirmeye, aşk oyunları oynamaya gidiyorlar.

*

Bunlar nasıl okul dizisi?

O dizileri seyreden gençleri frenlemek mümkün olabilir mi?

Milli Eğitim Bakanlığı bu rezilliklere niye göz yumuyor, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) denilen müessese ne yapıyor?

*

Şimdiye kadar hiçbir değerimiz, hiçbir kutsalımız  bu kadar ucuzlamamış, çürümemiş, çürütülmemişti.

*

Yapılanın adı asla özgürlük olamaz!

*

Artık amaçlar ortak!

Güç, para, şehvet, tuzak ne varsa hepsi uluorta işporta tezgahında pazarlanıyor!

Böylesi bir ortamda ne Allah geliyor akla ne ölüm ne ahiret…

Ne helal ne haram…

Ne saygı ne sevgi!

*

Tam bir cinnet hali.

Ülke freni patlamış kamyon gibi hızla yokuş aşağı gidiyor.

*

Çoğu insanın aklına ne edep geliyor ne ahlak!

*

“Bindik alamete, gidiyoz kıyamete” diyordu ya Cem Karaca…

Aynen öyle!

Hızla meçhule doğru gidiyoruz.

Bu gidişle ya duvara toslayacak ya uçuruma yuvarlanacağız.

Bir başka yol, bir başka seçenek ne yazık ki görünmüyor.

Yarınlar çok karanlık geliyor insana!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.