$ DOLAR → Alış: 7,66 / Satış: 7,69
€ EURO → Alış: 8,92 / Satış: 8,96

ERZURUM’DAN SİTEM… TABİ ANLAYANA!

ERZURUM’DAN SİTEM… TABİ ANLAYANA!
  • 06.08.2020

KİMİ yazılar vardır, şarap gibidir, yıllandıkça değer kazanır; ya da yıllar geçerken, yaşanılanlar sayesinde önemi çok daha iyi anlaşılır hale gelir, tıpkı sevgili Hayati Kerget ağabeyinin tee 2009 yılında kaleme aldığı “Erzurum’dan sitem” yazısında olduğu gibi.

İstanbul’un üstüne yapışmış, sanki oradan başka yerde beyefendi yokmuş gibi sürekli terennüm edilen, bana sorarsanız sayıları “yok” mertebesine kadar inmiş “İstanbul beyefendileri” kadar nazik, o beyefendiler kadar ince ruhlu, görmüş, geçirmiş, oturması, kalkması nezaket kokan “Erzurum beyefendileri”de vardır bu şehrin…

Hayati Kerget de işte o sıfatları ve hatta çok daha fazlasını üzerinde taşıyan, tepeden tırnağa kültür kokan bir ailenin büyüğü, ağabeyi, dadaş ruhlu bir Erzurum beyefendisidir.

Erzurum kültürünün  tüme yakın halkalarının bir olimpiyat arması gibi göğsünde ışıldadığı, varlığıyla şehrine değer katmaya devam eden Hayati ağabeyi, kendisini Erzurum’un yerine koymuş ve bir yazı kaleme almış bundan tam 11 yıl önce.

Yazımın başında da ifade ettiğim gibi, yıllar geçse de değerini asla kaybetmeyen ve hatta bugün her yönüyle çok daha iyi anlaşılır hale gelen bir edebi başyapıt niteliğindeki Erzurum’dan sitem’i, erzurumdanhaberler’in de arşivini süslesin, değer katsın diye yayınlayalım istedik.

Hayatı ağabeyinin iznini almadan, hoşgörüsüne sığınarak yayınladığımız bu yazıyı, bu başyapıtı iyi okumalı ve okuduklarımızdan mutlaka ders çıkartmalı, dolayısıyla Erzurum’a hiç vakit geçirmeden sahip çıkmanın yollarını birlikte aramalıyız…

İşte yıllanan, yıllandıkça değer kazanan o yazı:

ERZURUM’DAN SİTEM!

“BU memleket adam olmaz…”, “Yaşanacak yer değil…”, “Kışın buzu, yazın tozu…”, “Buradan kaçan kurtulur…”, “Dev memleket…”

Her gün bu yaralayıcı sözlerle içimi kanatıp duruyorsunuz. Bu yakıcı sitemleri hak ediyor muyum? Hiç düşündünüz mü?

Yükseklerde bir yerdeydim. Beni siz buldunuz. Coğrafyama siz yerleştiniz.

Selçukoğulları, sert iklimimi ilimle yumuşattı, beni medreselerle süsledi.

Beyaz örtümün altında kar çiçekleri gibi tomurcuklandı, renklendi ilim kültür. Sonra dalga dalga imparatorluk coğrafyasına yayıldı. Semtlerim güzel mabetler, çağıl çağıl çeşmelerle süslendi.

İbrahim Hakkılar, Nef’iler, Emrahlar toprağımdan aldıkları feyizle başaklar verdiler. Kapılarımdan oluk oluk kervanlar aktı. İpek yüklü, baharat yüklü kervanlar…

O huzur dolu yıllarda Evliya Çelebi’yi konuk ettim.Kışımdan, soğuğumdan şikayetçi oldu; lakin yazıma doyamadı. Havamı , suyumu arar oldu. Yakut renkli çayını yudumlarken aşıklardan atışmalar dinledi, meddahlar izledi.

Gel zaman,git zaman;yurdu saran kara bulutlar benim de ışığımı kesti. Korumak için, uzanan kollar gibi tabyalarla bağrınıza bastınız beni. Çünkü seviliyordum o vakitler.

Rus’un, Ermeni’nin çizmesi altındaki bedenim, Nene Hatunları, vatanperver dadaşları incitti. Benim için canlarını ortaya koydular. Baltalarla, küreklerle savundular varlığımı.

Yedi düvelin zulmünde inleyen vatan topraklarına “Ya İstiklal Ya Ölüm!”; kurtuluş mücadelesini başlatmak isteyen Mustafa Kemal’e yurdun dört bir yanını görebilecek, yükseklerde, mert, güvenilir bir yer gerekti.

İşte o yer, benim toprağım oldu.Ufuklarımızdaki kara bulutlara, yıldırımlar gibi inen keskin ışıklar ulaştı Mustafa Kemal’le…

Ocaklar yeniden tütmeye başladı, lacivert gecelerin ayazında…

Harabeye dönmüş vücudumun yaralarını daha yeni sarıyordum ki, mutluluğu başka topraklarda aramaya başladınız.

İşgal dönemlerinde bile görülmemiş bir göçle, katar katar, arkanıza dahi bakmadan terk ettiniz beni.

İğrenerek, hatta küfrederek, ihanet eden benmişim gibi bırakıp gittiniz akın akın…

Sanki gittiğiniz yerlerde bensiz mi yaşadınız? Burnunuzun kemiğini sızlatan hasretim; aklınızda, yediğinizde , içtiğinizde, türkülerinizde…

Bana ne verdiniz de alamadınız? Havanın amberini, suyun kevserini, çiçeğin cevherini sunmadım mı size?

Peki, siz???

Tandırbaşlı, ayran aşı kokan evlerimden, Palandöken’in serinliğini taşıyan çeşmelerimden kaç tanesini bıraktınız?

Yıllarca çekişip durdunuz, çekemediniz birbirinizi. Sırt sırta vermediniz. Birlik olamadınız. Sadece bar oynarken el ele verdiniz. Her zaman en kolayını seçtiniz: SATIP SAVIP KAÇMAK!..

Hanginiz elinizi taşın altına koydunuz? Sorun kendinize… Bu maddi ve manevi mirası yaşatmak için ne yaptınız? Çok az şey; SADECE KONUŞTUNUZ VE AHKAM KESTİNİZ…

Kültürümün motiflerini bozmak, şivemi çirkinleştirmek için elinizden geleni ardınıza bırakmadınız.

İnanın, beni terketmeyen parmak sayısı kadar az vefalı gönüldaşımla varlığımı sürdürmeye çalışıyorum.

Yalvarıyorum, beni daha fazla yaralamayın. Yoksa bir gün elinizden kaybolup gideceğim.

Beni ben yapan özellikleri anlatın genç nesillere. Anlatmakla kalmayın yaşayın, yaşatın zamanın her diliminde.

Bırakın artık ayrılığı, gayrılığı…

Birlik olun, kuvvetlenin, güçlü olun. Size hizmet verecek çalışkan, emin yürekleri arayıp bulun. Bu konuda mücadele edin, ittifak edin.

Manevi atmosferimde huzurla, güvenle, varlıkla sürdürün hayatınızı…

Ozan Kaderi’nin şu mısraları yaşanmasın ne olur?

“Öyle döndü ki dünya, yüzlerde al kalmadı…

Sen kendi köşende bittin, bende de hal kalmadı.”

Ben ERZURUM; bunu bilir, bunu söylerim.

Eğitimci Yazar : Hayati Kerget

Erzurum 2009

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. İhsan Ataman dedi ki:

    “Göç göç oldu, göçler yola dizildi”
    “Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum”
    Önce bunları okumalı ve düşünmeli, niye? Niye gider bir insan yerinden, yurdundan.
    Eserleriyle, emeğiyle Erzurum’a eş değer Muzaffer Taşyürek hoca niye gitti acaba? Sitem etmeden önce biraz düşünmeli, anlamaya çalışmalıyız sanki.

YORUM YAZ