$ DOLAR → Alış: 13,67 / Satış: 13,73
€ EURO → Alış: 15,44 / Satış: 15,51

ÇEVREMİ̇Z SERSERİ MAYIN DOLU

ÇEVREMİ̇Z SERSERİ MAYIN DOLU
  • 22.11.2021

MESLEKTE neredeyse 42 yılı geride bırakan, gazeteciliği halen daha aktif olarak yapmayı sürdüren, elinden fotoğraf makinesini düşürmeyen, dün olduğu gibi bugün de haber peşinde koşan, koşmaya da devam eden…

Bu yıl Uşak plakasına ulaşmış, bir diğer ifadeyle “haddi aşmış”, kimseye uşaklanmadan 64 yaşına varmış, üç çocuk babası, dünya tatlısı iki kız çocuğunun da dedesi bir insanım.

*

Ömrünün önemli bölümünü yazılı basında tüketmiş, Hürriyet Haber Ajansı  Erzurum Bürosu’nda başlayan habercilik serüvenini erzurumdanhaberler sitesinde sürdüren bir basın mensubu olarak, hem haberle ve hem de fotoğrafla haşır neşir olduğumu beni tanıyanlar bilir.

*

“Fotoğraf” dendi mi, benim açımdan akan sular durur.

Bazen bir iki arkadaşla, çoğu zaman da yalnız olarak fotoğraf çekmeye çıkar, Erzurum’u resmetmek, görüntülemek için her yere, her yana, gece demeden, gündüz, kar, kış, soğuk-sıcak demeden gider, dağlara, tepelere tırmanır çekimlerimi yapar, o sırada ruhen dinlenir, geri dönüşte de beğendiğim kareleri fotoşop süzgecinden geçirdikten sona ya yayınlar, Erzurum’un tanıtımına yönelik fotoğraflarını keyifle, haber nitelikli olanlarını da bazen keyifle, bazen hüzünlenerek, içim acıyarak yayınlarım.

*

Bu paylaşımları yaparken, kendi özel fotoğraflarımı, ne eşim ve çocuklarıma ait olanları yayınlamam, özel hayatımıza ilişkin görüntüleri gözler önüne sermekten, yediğimizi-içtiğimizi reklam etmekten şiddetle kaçınırım.

Dünden bugüne bazen yazılı yayın organlarında, bazen sosyal ağlarda bir iki özel fotoğrafımızı paylaşmışlığımız olmuştur.

Onların da çoğu haber içindir.

*

Bugün bu yazıyla, geçtiğimiz gün torunumla birlikte yaşadığımız bir farklı durumu, şanssız bir olayı sizlerle paylaşayım istedim…

Özellikle de “ekmeğimizi kazanıyoruz!!!” istismarına set olmak, sanki başkaları; örneğin hekimi, hakimi, esnafı, tüccarı, amiri, memuru ekmek mücadelesi vermiyormuş da sadece baloncusu, seyyar satıcısı, at arabacısı o mücadeleyi veriyormuş düşüncesinin yanlışlığına vurgu yapmak…

Biraz da kentin sahipsizliğine dikkat çekmek niyetiyle yazdım.

*

Bugüne kadar yığınla acı-tatlı olaya tanıklık etmiş, sosyal faaliyetleri izlemiş, siyasi değerlendirmelere kulak vermiş, değişik mizaca, kültüre, makam ve mevkiye sahip binlerce insanla görüşmüş, konuşmuş birisi olarak deneyim sahibi olduğumu, geçen yıllar içinde değer yargılarımın geliştiğini, Yunus gibi, “ham’dık, piştik elhamdülillah” demeye başladığımı ve öyle olma gayreti güttüğümü rahatlıkla söyleyebilirim.

*

Ülke olarak çok genç bir nüfusa sahibiz. Çocuklarımızın, gençlerimizin sayısı, çoğu Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla.

Gidin okul önlerine, o beton yığınlarını delerek arşa yükselen çocuk cıvıltılarını, haykırışları, şamatayı duyar, keyiflenir, gelecek adına heyecanlanır, sizi endişelendiren kara bulutların dağıldığını rahatlayarak hissedersiniz.

*

Ne yazık ki, fırsat eşitliğine çok da dikkat edilmeyen, kimi çocuğun her türlü imkandan yararlandığı, çoğunluğun da bulduğu ile yetinmek zorunda bırakıldığı ve hatta kimisinin bulamadığı bir eğitim tablomuz var.

Bu yüzdendir ki, okullarda verilen eğitimi yeterli görmeyen anne-babalar, imkanları ölçüsünde çocuklarını farklı alanlarda; ya sınavlara hazırlamak, ya da bilgi ve becerilerini geliştirmelerini sağlamak amacıyla kurslara göndererek onların sosyal yönden gelişmelerini sağlamaya çalışmaktalar.

*

Ben de bu açıdan hareketle bu yıl ilkokul birinci sınıfa gitmeye başlayan torunum Beyza Ada’ya fotoğraf çekmeyi öğretmeye niyetlendim ve geçtiğimiz cumartesi günü kendisini güçlükle ikna ederek sokağa çıkardım.

Tarihi eserlere olan ilgisini, gördüğünde yönelttiği sorulardan bildiğim Beyza Ada ile soluğu Çifte Minareli Medrese’nin önünde aldık.

Hava çok güzeldi, meydan oldukça kalabalıktı.

Beyza, fotoğraf makinesine bizim elimizde gördüğü için belki aşinaydı ama o gün deyin ki ilk defa fotoğraf çekecekti.

*

Az ilerimizde o muhteşem haliyle Çifte Minareli Medrese duruyor, insanların kimi gidiyor, kimi geliyor o kalabalıklar içinde bir baloncu da balon satmaya çalışıyordu.

Beyza, fotoğraf makinesini bizden oldukça ötede olan baloncuya çevirdi, düşünün ki deklanşör neresiydi, fotoğraf nasıl çekilirdi, bilmiyordu.

Ben Beyza’ya fotoğraf makinesini anlatmaya çalışırken, baloncunun yanımıza geldiğini fark bile edemedim.

Başında aslında olmaması gereken bir asker kepinin bulunduğunu yüzüne dikkatli baktığımda fark ettiğim baloncu, fotoğrafını çekmek için kimden izin aldığımızı çok küstah ve kaba şekilde soruyor, “Fotoğrafımı paylaşırsanız sizi mahkemeye veririm” diye de tehdit ediyordu.

*

Beyza neye uğradığını şaşırmış, bir anda bembeyaz kesilmişti.

“Sizi mahkemeye veririm” tehdidi onu fazlasıyla ürkütmüştü. Kendini tutamadı garibim, ağlamaya başladı.

Hıçkırıklara boğulan Beyza konuşmaya çalışıyor, “Dede, beni eve götür” diye feryat ediyordu.

*

Fotoğraf çekmeyi unuttuk, Beyza’yı teselli etmeye çalıştım ama nafile!

Onu eve götürmek demek, bir hikayenin başlamadan bitmesi anlamına geliyordu.

Aracımıza bindik. Bir yudum su içirdim, derin derin nefes almasını söyledim. Biraz sakinleşir gibi oldu.

Stresi dağıtmak ve sakinleşmek amacıyla başka yerlere gittik, fotoğraf için de Olimpiyat Parkı’nı seçtik.

Sonrasında o günümüz iyi geçti, ama ertesi gün Beyza, “Haydi fotoğraf çekmeye gidelim” teklifimi geri çevirdi.

*

Yaşadığı travmanın etkisinden kurtulamayan, “O amca bizi niye mahkemeye verecek ki, bizi tanımıyor bile” diyerek şaşkınlığını dışa vuran, “Babam onu döver değil mi dede, amcalarım ona kızar!” sorusuyla da öfkesini her yönüyle belli eden Beyza’nın suçu ne olabilir?

*

Kim o adam?

Bize “kimden izin aldınız da fotoğrafımı çekiyorsunuz?” diyerek kabadayılık taslayan, kendisini de “kamu görevlisi” diye tanıtan, başında asker kepi taşımakta bir sakınca görmeyen o müsvedde kimden izin almıştı acaba?

*

Eskiden yaşlı insanlar, ceplerinde çocuklara vermek amacıyla şeker, çikolata bulundurur, şeker ya da verecek birşeyi bulunmayanlar, sevgi ve şefkatlerini tebessüm ederek, yanakları okşayarak yansıtırlardı.

*

Beni de fazlasıyla üzen bu olaydan sonra, bir gazeteci olarak değil…

Beyza Ada’nın dedesi, bu şehrin yerli ahalisinden birisi olarak üzüntümü ve hatta isyan duygularım dile getiriyor, çocuklarımıza bu şehrin parkını, bahçesini, caddesini, sokağını dar edenlere fırsat verilmemesini, çocuklarla muhatap olan kesimlerin mutlaka eğitime tabi tutulmalarını, halkın yoğun olarak bulunduğu alanların gözetim altında tutulmasını şehrin yöneticilerinden tüm çocuklar ve anne-babalar adına diliyorum.

*

Lütfen, bu tür yobaz ruhlu insan müsveddeleri yüzünden Erzurum kültürü ile biçim almış, bilgili, dadaş ruhlu, seviyeli, onurlu insanın kaçıp, başka diyarlara gitmesine…

Çocukların travma geçirmelerine yol açacak nahoş olayların yaşanmasına fırsat verilmesin!

Bunu tüm kalbimle şehrin yöneticilerinden, başta da Vali sayın Okay Memiş, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Mehmet Sekmen ve Yakutiye Belediye Başkanı sayın Mahmut Uçar beylerden istiyor, sayın Uçar’a aynı zamanda Allah’tan şifa diliyorum. erzhaber

Etiketler: / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ