$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,02 / Satış: 9,06

BİR KURU TEŞEKKÜR!

Öztürk AKKÖK
Öztürk AKKÖK
  • 19.04.2020

HANGİ konuda olursa olsun, büyük konuşmamak gerek!

Çoğu zaman insan, “zinhar ben bunu yapmam” dediğini yapar, “yaparım” dediğini de yapamaz hale bi şekliyle geliyor.

*

Örneğin ben ve içinde bulunduğum durum!

*

Meslek hayatında her türlü habere imza atmış bir gazeteci olarak, çok şey aklıma gelirdi de, odağında yer alacağım bir haberi, “biz de rahatsızlandık” diyerek yayınlamak, aklımın ucundan geçmezdi.

*

Sevmem vitrine kendimi koymayı.

*

Bu nedenle hep geri durmuş, öne asıl çıkartılması gereken kişilere ayna tutmaya, memleketin sorun ve sıkıntılarını da yine en yalın ve anlaşılır şekliyle dile getirmeye çalışmışımdır.

Ama bu defa, diyelim ki bir “yol kazası” oldu ve kendimle, sağlığımla ilgili bir haberi sosyal medyada paylaşma mecburiyetinde kaldım.

*

Elbet tüfek zoruyla yaptırmadı kimse bize o haberi.

*

Dünün aralarında benim de rahmetli dedemin (Ziya Akkök) bulunduğu, “çarşı ağası” diye tanımlanan, bugünün zabıta memurlarının, bir ihtiyacımızı yerine getirirlerken gösterdikleri incelik ve hoşluk, bizi öyle bir haberi yapmaya ve paylaşmaya zorunlu kıldı.

*

Deyin ki, o haberi yaparak çok eleştirdiğim Büyükşehir Belediyesi’nin Zabıta Daire Başkanlığı’na bu defa da teşekkür ettik.

Teşekkür etmekte hiçbir sakınca yok da, işin odağında siz, yani ben olunca, bir mahcubiyet durumu ister istemez çıkıyor ortaya.

*

Laf aramızda, böyle bir haberi sosyal medyada paylaşmak, aslında bazı güzellikleri de beraberinde getirdi.

Haberin paylaşımından hemen sonra, çok sayıda arayanımız, sosyal medya üzerinden mesaj göndererek “geçmiş olsun” dileğinde bulunan dostumuz, arkadaşımız, takipçimiz oldu.

Arayan, soran, moral aşlayan, güç veren tüm dostlara kucak dolusu teşekkür ediyorum, Allah hiçbirinizin eksikliğini göstermesin.

*

Demek ki, bazen, üzeri kalın bir toz tabakası ile kapanan dostlukların, mutlaka tozunun alınması gerekiyormuş.

Şu birkaç gün içinde yaşadıklarım, bunu gösterdi bana.

*

Virüs yüzünden yaşadıklarımız, kısıtlanan özgürlüğümüz, belki ilk defa bir Ramazan’da teravih namazlarının camilerde kılınmayacak olması, kaç haftadır kılınmayan cuma namazları; bunun ötesinde çarşı pazarda görmeye alışık olduğumuz görüntülerin giderek kayboluşu, biri birimizle tokalaşmaktan kaçınmamız, bir kahvede oturup iki bardak çay içemememiz, berber koltuğunda kendimizi seyre dalamamamız, aslında değerini bilmediğimiz, anlamadığımız, anlamak istemediğimiz, paha biçilemez ne kadar çok özelliğe ve güzelliğe sahip olduğumuzu anlatmaya başladı bize.

*

Bu açıdan baktığımda, hastalık anında sizi dostlarınızın, arkadaşlarınızın, sevdiklerinizin aramasından doğal daha ne olabilir ki, diye düşündüm.

Çok uzun zamandan beri görmediğin bir arkadaşının, haberi alır almaz telefona sarılması, “nasılsın dostum, duydum üzüldüm” diye hal hatır sorup, gönül almasının ne kadar büyük öneme sahip olduğunu bir kez daha anladım.

*

“Terapi” dedikleri böyle birşey olsa gerek!

*

Başka nasıl düzelir insanın morali, hangi pahalı, parlak hediye bu kadar mutlu eder kişiyi?

*

Çok sıkıntılı günlerden geçtiğimizin hepimiz farkındayız, çünkü o sorunu, o sıkıntıyı hepimiz az ya da çok yaşıyor, gelecekten yana ister istemez kaygı duyuyoruz.

Bireysel olarak yapabileceğimiz çok fazla bişey de yok!

Aslında “çok fazla” sözcüğü fazla oturmadı cümleye; “hiç yok” demek daha doğru…

Sadece biri birimizi sevmekten başka!

*

Ancak biri birimizi çok, daha çok seversek, dostluklara önem verir, insanı ilişkilerimizi her şeye rağmen sıcak tutarsak bu belayı, bu musibeti en ucuz şekliyle aşar, hatta düzlüğe belki yenilenmiş olarak çıkarız.

*

Bu, öyle göründüğü kadar zor bişey değil.

Sadece seveceğiz; çıkarsız, yalın, temiz, hiçbir beklenti içinde olmadan.

*

İşin içine sağlık, sıkıntı, tansiyon girince kendimizi az kenara çekmek zorunda kaldık.

Her gün birkaç haber paylaşımı yapan birisi olarak ortalıkta pek gözükmeyişimiz, bazı dostların dikkatini çekmiş.

Prof. Dr. İsak Kotçioğlu, benim can dostum, sanat okulundan arkadaşım.

O aradı!

“Gardaş virüs yüzünden dışarı çıkamadığını, dolayısıyla haber bulamadığını zannediyordum. Dedim çıkıp Erzurum’u dolaşayım, Öztürk gardaşıma biraz haber toparlayayım…”

Bir insan bu kadar mı güzel düşünür, bu kadar mı dostu için birşeyler yapma gayreti içine girer?

Ne haber bilir İsak Hoca, ne haber fotoğrafçılığından anlar.

Ama bir dostunun, bir arkadaşının sıkıntıda olduğunu hissetmiş ve kendine göre çare üretmeye başlamış.

Böyle dostların varlığı yetiyor.

Dünya malı ne ki yanında!

*

Nuriye Aktaş…

Sosyal medyadan takipçimizmiş, ilginç yorumuyla farkettim.

Tınışmışlığımız yoktur. Yani “iltimas” filan geçip de, tansiyonumuzu düşürmeye çalışmıyor.

*

Nuriye hanım diyor ki;

“Erzurumda basın camiasını araştırdım. Çok eskiye dayanan basın geçmişiniz olduğunu öğrendim. Erzurum için bir değer olduğunuza inanarak sağlık günler diler, geçmiş olsun dileklerimi en derin muhabbetle iletirim. Ayrıca bu zor günlerde vatandaşlarımızın her türlü sıkıntısına koşan başta belediyelerimiz olmak üzere, güvenlik güçlerimize ve kahraman sağlık çalışanlarımıza teşekkür ederim. Sevgi saygılar.”

Benden de size sevgi ve saygı Nuriye Aktaş, bu güzel yorumunuza ayrıca teşekkürler.

*

Benzeri türde, insanın içini hoş eden, yalnız olmadığını hissettiren yığınla yorum, değerlendirme ve iyiniyet dileklerinin muhatabı olan benim yerime koyun kendinizi, gözleriniz dolukmazsa bir şey demem.

*

Gelen yığınla mesaj, “geçmiş olsun” dileği, telefonla arayan dostların güzel sesleri ve karşılığında bir “kuru teşekkür.”

Yapılan yorumların tek kelimesini karşılamaya yetmez!

Ama “Allah hepinizden razı olsun” duam, inşallah yerini bulur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ