$ DOLAR → Alış: 13,67 / Satış: 13,73
€ EURO → Alış: 15,44 / Satış: 15,51

ERZURUM DEĞİL ÖMÜR TÖRPÜSÜ

ERZURUM DEĞİL ÖMÜR TÖRPÜSÜ
  • 05.09.2021

MARİFET  iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir!

Başarılı her işin ve o işi yapan insanların takdir edilmesi gerektiğini; üretilen ancak müşterisine ulaştırılmayan bir malın da zayi olmaktan kurtulamayacağını belirten bu sözün; 1976 yılında, 93 yaşında ölen hazerfen lakaplı Necmeddin Okyay’a ait olduğu söylenir.

Dönemin Başbakanı ve 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’in çok sık kullandığı için ona ait olduğunu zannettiğimiz marifet iltifata tabidir sözü, günümüzde geçerliliğini ne kadar koruyor, tartışılır. 

Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde marifet, Herkesin gösteremeyeceği beceri, beceriklilik, hüner, ustalık ya da ustalıkla yapılan şey diye tanımlanır.

Hünerli biri değilim.

Hünerli olmadığım için usta da sayılmam.

Yapabilirsem az bişey yazı yazar, biraz da fotoğraf çekmeye çalışırım o kadar!

Oysa bar oynamayı, saz çalmayı, türkü söylemeyi, resim yapmayı ne çok isterdim, bilemezsiniz.

Maalesef sanatın hiçbir dalında yeteneğim yok, beceremem.

Çocukluğumda mahalle aralarında yaptığımız maçları saymazsak, futbolla da artık pek ilgim olduğu söylenemez.

Ancak, iyi bir dinleyiciyimdir diyebilirim. Aynı zamanda iyi de bir gözlemci! 

Habercilikte üretkenliğimin yegâne sırrı budur. Çevremi, insanları dikkatli gözlerle süzer, söylenenleri genelde aklıma not eder, yeri geldiğinde kâğıda dökebilirim.

Erzurum’a tutku derecesinde bağlı birisi olduğumu, onsuz yapamayacağımı hiç inkâr etmem.

Erzurum’a sevdam, eşim hariç; aşımın da, işimin de önünde gelir.

Erzurum beni sarıp sarmalayan, evladı gibi bağrına basan bir ana, bir yar, bir sevgili; aynı zamanda ömür törpüsüdür.

Hiçbir şehirle, beldeyle, bölgeyle kıyaslanmayacak kadar değerleri, varlıkları, eserleri olan bu şehrin, gerçek yerini bulamayışının verdiği sıkıntının acısını çoğu insan gibi ben de yüreğimin derinliklerinde hep duyarım.

Sevdalısı olduğum Erzurum’u yazılarımda çok defa anlatmış, hayranlığımı açık yüreklilikle dile getirmişimdir.

Erzurum, tarihin ağladığı, vatanın yandığı, yakıldığı dönemde ilk sesi haykıran, ama bugün kıymeti bilinmeyen bir yiğit şehirdir.

Bir şiirimde ifade etmeye çalıştığım gibi, yar’dır Erzurum, bar’dır, kar’dır, hazan’dır ve dertlere derman yazandır Erzurum.

Bir türkü şehridir Erzurum.

Düne kadar kahramanlık türkülerinin söylendiği, bugün ise ağıtların yakıldığı hale düşen bir şehir!

Övündüğüm, mensubu olmaktan büyük gurur duyduğum bu şehirle ile ilgili sözlerim belki abartılı bulunabilir.

İnanın az bile söylüyorum.

Öyle an geliyor ki, Erzurum’u anlatmaya çalışırken, kelimelerin yetersiz kaldığına şaşırarak tanık oluyorum.

Gidin önceleri bu şehirde yaşamış, havasını teneffüs etmiş, suyunu içmiş, ekmeğini yemiş merhamet sahibi, hakka, hukuka saygılı birilerine sorun, Erzurum’un söylediklerimin, yazdıklarımın çok daha ötesinde bir şehir olduğunu yüksünmeden söylerler.

Erzurum’u memleketleri kadar sevdiklerine inandığım o insanlar, bugün bizi mazimizle övünür ve avunur hale geldiğimizden dolayı da şiddetle eleştirirler.

Öyle ya, fazla değil bundan 25, 30  yıl öncesine kadar bizimle hem ekonomik büyüklük, hem sosyal hareketlilik ve hem de siyasi ağırlık açısından kıyaslanmayacak kadar gerilerde olan çoğu ilin bugün en arkasına düşmek başka nasıl değerlendirilebilir?

Şimdilerde alt kümede ayakta kalma mücadelesi veren, ilçelerden dönme şehirlerle yarışır hale düşen, rekabet gücünü kaybetmiş, yetişmiş insanlarını elinden kaçırtmış, sermayesi erimiş, kültürü ile yoğrulmuş adamların yerine farklı yaşam biçimlerine sahip kişileri ikâme etmiş, dolayısıyla nüfus yapısı değişmeye başlamış bu şehir, acaba nasıl kalkınır, nasıl eski parlak günlerine ulaşır, ya da ulaşabilir mi?

Bu halimizle o kadar zor ki!

Kimse kusura bakmasın ama, şehri, ülkeyi, milleti kalkındırmak, refah seviyesini yükseltmek, kısacası insanca yaşamak; ekranların karşısında yemek programları izlemekle, cinsel dürtüleri tatmin eden dizilere hayran hayran bakmakla ve de kolay yoldan para kazanma hayalleri kurmakla asla mümkün ol-maz!

Köyler boşaldı, üretim yok denecek kadar az. Şehir esnafının durumu da köylüden farksız değil.

Çoğu dükkan boş, boş olmayanlar da siftah edemeden kepenk kapatıyor.

Yiyeceğin, içeceğin, giyeceğin, yakacağın, suyun, elektriğin fiyatı her geçen gün artıyor.

Hasat mevsimindeyiz; meyve bol, sebze derseniz yine öyle. Ama bir kilo şeftali 18, bir kilo taze incir 25 lira. En ucuz olanı Erzincan üzümü, onun da kilosu 10 lira.

Bugün etiketine gözüm takıldı; limonun tanesi 2 lira olmuş.

Çok uzun zaman sonra okullar açılıyor.

Herkesin azami dikkat etmesi, kurallara uyması, aşı vurulmayanların bir an önce aşılarını vurulmaları gerekiyor.

Korona illetinde geçen günlere oranla artış olduğunu rakamlar ve uzmanlar bize anlatıyor

Eğer kurallara uymazsak halimiz harap. Ufukta okulların kapanma ihtimali ve belki sokağa çıkma yasağı tehlikesi bizi bekliyor.

Lütfen kendi ayağımıza sıkmayalım, hem kendimizi, hem çocuklarımızı ve hem de komşularımızı tehlikeye atmayalım.

Yazıya marifetle başladım, daldan dala atlaya atlaya buraya kadar geldim!

Oysa sevgili Ayşe Aras’ın sosyal medyada fotoğrafını paylaştığı, çok sayıda beğeni alan Sulfettin Usta’nın meşhur paça’sını yazacak, “Gelin iştah kabartan o paçanın suyuna ekmek banalım” diyecektim.

Aslında geç kalmış sayılmam, ekmeklerinizi alın, gelin!

Sulfettin Usta’nın leziz paçasının o çok beğeni toplayan fotoğrafı Ayşe’nin sayfasında tüm ihtişamı(!) ile duruyor.

Bize sadece paçaya kaşık sallamak kalıyor.

E hadi soğutmayın paçayı, tadı kaçar sonra!

Herkese afiyet olsun!

SESLİ DİNLEMEK İSTEYENLER İÇİN!

Etiketler: / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ